Kerem Bengi
bengikerem@yahoo.com
Hep kendimden bahsettiğimin farkındayım. Pek de eğlenceli olmayabilecek şeyleri eğlenceli anlatmaya çalışıyorum. Dalga geçmek gerekiyor bazen ve böyle hassas konularda başkalarıyla dalga geçmek yakışıklı olmadığı için kendimle dalga geçiyorum. Anlayacağınız, mecburen kendimden bahsediyorum. Eğlendirirken öğretmek olayı!
Aslında, okur yorumları daha eğlendirici. Ben ne kadar debelensem onlar kadar eğlendirici olamam. Bazıları beni bir şey sanıp, birileriyle karıştırıyor; bazıları o kadar kızıyor ki, yanık yağ kokusu dayanılmaz; falan filan… Şimdi de benim aslında kadın olduğumu düşünenler türedi. Gerçekten eğlenceli! Bakalım daha neler çıkacak?
Neyse, anlattığım herşey eğlenceli yaşanıyor tabii. Evet, ben bu tür ilişkilerde ağırlıkları üstümden atma eğilimindeyim, ama her zaman da atamıyorsunuz. Karşınızdaki attırmayabiliyor.
Bir de tabii, “Hep ben haklıyım,” da denemez. Doğrusunu isterseniz, ben bu ilişkileri o haklı-bu haklı gelgitinde görmüyorum. Pozisyonlar, durumlar, istekler, ihtiyaçlar, beklentiler ve mizaçlar farklı olduğu için kimin haklı olduğu konusu anlamsız bence. Her iki taraf da haklı veya her iki taraf da haksız olabiliyor.
Durumu anlatmak için, kusura bakmayın, yine kendimden bir örnek vermek istiyorum. Size Yasemin’den söz etmiştim, hani benle beraber uyumak isteyen eski sevgilim. Şimdi, bu Yasemin çok güzel bir kızdı. Gerçekten çok güzel. Ve çok seksiydi; giyiminden kuşamından bahsetmiyorum, davranışları da abartılı değildi, ama şehveti görüyordum her an. (Bakın, şimdi yazmayı bırakıp da arasam mı diye düşünüyorum.)
Neyse… Yasemin Fizan’da olsa giderdim yani. Ama sevişmek için. Yasemin de benden memnundu ne yalan söyleyeyim, ama o daha fazlasını istiyordu; birlikte başka şeyler yapsaydık… “Neredeyse bir tek sevişmek için arıyorsun beni,” diye yakınıyordu.
Benim tavrım da şuydu: Beraber bir şey yapmak için iki tarafın da istekli olması gerekir, değil mi? Hah! O zaman, ikimiz de aynı şeyi yapmak isteyince yaparız, neyi niye dert ediyorsun? Ararsın beni, “Sinemaya gidelim mi?” diye. Ben de “Evet,” dersem, gideriz. Birbirimize istemediğimiz şeyleri neden yaptıralım ki! Aynı şey senin için de geçerli: Ben ararım seni, şunu ya da bunu yapmak için, sen de istersen yaparız. Sevişme de böyle zaten, ikimiz de istediğimiz için sevişiyoruz. Birimiz istemeden yapsak bu işi, düşünsene ne felaket olur. Sevişme değil, tecavüz denir ona.
Mantıklı görünüyor, değil mi? Ama mantıkla yaşanmıyor hayat. Dediğim gibi, ihtiyaçlar, beklentiler, istekler farklı. Bu durumda kim haklı, kim haksız; söyler misiniz? Ben haklıyım, ama ona da hak veriyorum. N’olacak?
Yasemin’le ilişkimiz, işte bu çekişme içinde sürdü ve söndü.
Dediğim gibi, hep kendimden bahsediyorum, benim nasıl gördüğümü anlatıyorum ilişkileri, durumları. Peki ben nasıl görünüyorum? İşte o tatsız dönemlerde, hatta artık ilişkimizin kopuş döneminde Yasemin’in gözünden ben (bir mektuptan):
“Senin kadar sevgisiz birini tanımadım. Hiç önemi yoktu senin için ilişkimizin. Hiç değer vermedin. Ne bana, ne başkasına. Kendini benim yerime koyup hiç düşünmedin. Hep kendi açından baktın.”
“…”
“Senin bütün kusurun ne, biliyor musun? Kendine güvenmen. Kendine aşırı güvenin yüzünden geliyor ne geliyorsa başına. Yüksek lisans sınavını da bu yüzden kazanamadın. (Üniversitede farklı bölümlerdeydik, ama ikimiz de siyasetbilimi için yüksek lisans sınavına girmiştik.) Bu yüzden ilişkilerin iyi gitmiyor. Bunun için âşık olamıyorsun.”
“…”
“Bağnazsın sen, bağnaz. Bencilsin onun için. Kimseyi sevmedin sen kendinden başka. Kimseyi sevemezsin.”
“…”
“Sana çok şey verdim. Görüyorum ki, sen bunların hiçbirini hak etmemişsin. Hak etmedin. Beni yalnız bırakacağını biliyordum, evet, biliyordum.”
“…”
“Kendine o kadar güveniyorsun ki, hiçbir şeye güvenmiyorsun aslında. Kızların seni beğenmesi müthiş hoşuna gidiyor. Gidiyor, değil mi? İtiraf et Kerem, gidiyor, değil mi? Niçin gülüyorsun?”
“…”
“Bu ilişkiyi daha fazla yürütemeyeceğim. Çok çaba harcadım ben. Sen ise hiçbir şey yapmadın. Hiç yanımda olmadın, hiç olmadın. Hep yabancı gibiydin, hep yabancı gibisin. Niye böylesin? Niye gülüyorsun? Hiç önemim yok değil mi benim? Hiç olmadı. Neden cevap vermiyorsun?”
Evet, Yasemin’le son buluşmalarımızdan birinde elime tutuşturduğu mektup işte. Sonbahara yeni girmiştik, İstinye’de bir çay bahçesinde oturuyorduk.
Peki, hiç değer vermiyor muydum? Veriyordum tabii, ama burada iki sorun var. Verdiğin değeri karşındaki anlamayınca değer vermen kaç yazar? İkincisi, galiba, Yasemin’in istediği kadar değildi benim için önemi. Bir de, ben de kendimi Yasemin için çok değerli görmüyordum aslında. Birkaç yıl sonra tekrar karşılaştığımda anladım sandığımdan daha değerli olduğumu onun için. Ama ben de aslında onu sevdiğimi anladım. Tamam, âşık değildim ve değilim, ama Yasemin’i severim ben.
Şimdi size hiçkimseye göstermediğim bir yerimi göstereceğim… Hayır, çıplak fotoğrafımı gösterecek değilim, günlüğümden bir sayfayı okutacağım. O çay bahçesinde geçirdiğimiz günün akşamı yazdığım satırları. Yasemin’in bana ettiği o zehir zıkkım laflardan sonraki durumla ilgili…
“Şimdi saçlarımı okşuyor. Alnımı kurtarıyor saçlarımdan şimdi. Şimdi alnımı okşuyor. Şimdi bana bakıyor. Şimdi gözlerimin içine bakıyor. Gözlerimi yakalamaya çalışıyor şimdi. Şimdi sevecenlik gösteriyor. Şehvetini sergiliyor şimdi. Şehvetini ve cazibesini dayanılmaz şekilde gösterdiğini sandığı ağız mimiklerine başladı şimdi. Şimdi gözlerine kaçırdı şehvetini. Şimdi ‘mahzunum mahzun’ yapıyor. Şimdi ağlamaklı yüz. Şimdi sert. Şimdi kırgın. Şimdi kızgın. Şimdi gülüyor. Şimdi alay var suratında. Şimdi beni kınıyor.”
“Ben önce de duvardım, şimdi de duvarım ben, sonra da duvar. Bir insan nasıl benim kadar duygusuz olabilir! Bir insan benim kadar sevgisiz olamaz; nasıl olur! Şimdi ben insan değilim. Ben hiç insan olmadım. Ben hep kendime güvendim, ben hep kendimi sevdim. Hayvan gibi yaşadım, hayvan gibi seviştim. Hayvan dedimse eğer serçe kuşu demedim. Kumru kuşu hiç değil. Ne gam, aşkın önünde eğil! Eğilmedim ömrümce, baston yuttum az önce.”
Çok sonra birkaç kere daha karşılaştık ve işin ilginç ve hoş tarafı, bu karşılaşmalarda da ikimizin de istediği ve birlikte yapmaktan en çok hoşlandığımız şeyi yaptık.
Yorum Sayısı
0