Alper Görmüş
agormus@medyakronik.com
Birinci sayfadaki başlık-spotlarla haberin aslı arasında dağlar kadar fark olan haberlerden söz edildiğinde, benim aklıma hemen Milliyet’in bir haberi gelir.
11 Eylül (2001) saldırılarını izleyen günlerde ABD’nin Afganistan’a müdahalesi gerçekleşmiş, Taliban güçleri büyük şehirlerden çıkarılmıştı. Artık sırada “Afganistan’a barış gücü” gönderilmesi vardı. Milliyet o günlerde Hürriyet’ten de daha ateşli bir “ABD’yle birlikte savaşalım, savaştan sonra barış masasında yerimiz olsun” çizgisi izliyordu.
Haber, işte o günlerde çıktı Milliyet’te: “TÜRKLER GELSİN…” Birinci sayfa haberinin spotlarında ise şöyle deniyordu:
“Taliban’la savaşan Kuzey İttifakı’nın tercihi: Afganistan’da operasyon bitince kurulacak Barış Gücü sadece Türk askerinden oluşsun…”
Peki bu kesin ifade neye dayanıyordu? Haberin devamında, bunun Milliyet yazıişlerinin bir temennisinden başka bir şey olmadığı anlaşılıyordu. Taliban’a karşı çarpışan Kuzey İttifakı’nın Washington temsilcisi Amin, “Bir an evvel toparlanabilmesi açısından, söz konusu gücün sadece bir ülkenin askerlerinden oluşturulmasını tercih ediyoruz” demişti. Eh, artık kim utardı Milliyet yazıişlerini.
Haberin sonunu şöyle bağladılar:
“Amin’in, bu sözlerle, muhtemel barış gücünün en azından ilk aşamada sadece Türk birliklerinden oluşmasını yeğlediği tahmin ediliyor.”
İşte, birinci sayfadaki “Sadece Türkler gelsin…” haberinin aslı buydu.
Okurlar sadece başlık mı okur?
Haberleri sadece başlık ve spotlarla okumaz, sabırla tümünü okursanız, bu “okur aldatmaca” oyununu siz de fark edebilirsiniz. Benim için bu “oyun”un en anlaşılmaz tarafı şu: Gazete editörleri, okurlarının haberin devamını okuyup, birinci sayfada editörlerin kendilerine kurdukları tuzağı fark etmeyeceklerine nasıl bu kadar emin olabiliyorlar?
En akla yakın cevap: Editörler, okurların çoğunun çok tembel olduğunu, haberleri sadece başlık ve spotlardan okuduklarını düşünüyorlar. Eh, yüzde 10’luk bir okur kitlesi fark ederse bu “oyun”u, o kadarına da katlanılır artık. Sen yüzde 90’ı manipüle etmişsin, yüzde 10 da sinirlensin sana, olur o kadar telefat!
Düşünüyorum düşünüyorum, başkaca bir izah biçimi bulamıyorum.
Böyle bir örneğe dünkü (15 Haziran) Cumhuriyet’te rastladım. Almanya Büyükelçisi Cuntz’la Leyla Tavşanoğlu’nun yaptığı söyleşi, birinci sayfadan “Kapatma davası Türkiye’nin iç işi” başlığıyla sunuluyor. Kısa spotta Cuntz’un sözleri tırnak içinde şöyle akatrılıyor:
“Türkiye’deki kurumların laik bir devlet için taşıdıkları sorumluluğun bilincinde olmasını dilerim.”
Bir sayfalık söyleşide, bu cümlenin aslının şöyle olduğunu okuyoruz:
“Türkiye’deki tüm kurumların demokratik, hukuk devletine bağlı ve laik bir devlet için taşıdıkları sorumluluğun bilincinde olmasını dilerim.”
Anlamak hakikaten çok zor. Okurlar üç satır sonra büyükelçinin, Cumhuriyet okurlarının duymaktan hoşlanacağı tarzda sadece “laiklik” vurgusu yapmadığını öğrenmeyecek mi? E, o zaman niye böyle yapıyorsunuz?
Ben Türkiye’deki gazetecilerin, okurların haberleri sadece başlık ve spotlardan okuduklarına inandığı tezimi bir kez daha ciddi ciddi öne süreceğim. Başka türlü nasıl cesaret edilir ki böyle bir şeye?
levanten (Yazar'ın tüm yorumları) 21.6.2008 - 01:57
bence endorfin salgısının fazlalığından oluyor bu tür aldatmaca/çarpıtmaca haber tarzı. çünkü öyle bir halet-i ruhiyeyle manşet veya habere yöneliyorlar ki, bir şekilde acılarını dindirmek için beyin devreye giriyor, endorfin salgılıyor, gerekli noktalara nüfuz ediyor, mutluluk sağlıyor. AMA, bu hormonun fala salgılanması durumunda da vücutta bir uyuşma baş gösteriyor, dolayısıyla beyin de işlevini tam olarak yerine getiremiyor. eh manşetler de tam olarak bu zevk anına eşlik ediyor olmalı ki, böyle bir netice hasıl olsun. yoksa arkadaşlar kesin iyi niyetli.(gibi geliyor bana yoksa şüphemiz mi olmalı?)