Kerem Bengi
bengikerem@yahoo.com
Doğrusunu isterseniz, sizi kendi aşk maceralarımla meşgul etmek değildi niyetim. Biraz daha uçuk kaçık yazılar yazacaktım aslında, ama ben profesyonel bir yazar değilim. Sevişir gibi yazıyorum; el yordamıyla. Sevişirken de el yordamıyla ilerlersiniz ya! İşte bu yüzden ancak bir yaşanmışlık üzerinden yazabiliyorum. Yine de bazı şeyleri saklıyorum tabii… Yoksa siz de rahatsız olursunuz, ben de. Geçenlerde gördüğüm ve şimdi anlatacağım yırtmaç gibi, yırtmacın gösterdiği kadarını, yırtmaçtan görülebilen kadarını yazıyorum. Gözünü sevdiğimin yırtmacı.
Neyse, şunu demek istiyorum, yahu ben yine işyerinde rahat duramadım, bir haylazlık daha yaptım. Ama n’apiim, o yırtmaç baştan çıkardı beni. Şimdi, uğruna yırtmacın icaat edildiğini düşündüğüm afeti anlatmalıyım size.
Geçen hafta tatil dönüşü işe gittiğim ilk gün öğle yemeği için yemekhaneye doğru yürüyordum ve çarpıldım. Karşıdan, daha önce hiç görmediğim bir kız gelmekteydi ve aman tanrım, bacakları ne kadar, ne kadar uzundu. İlk izlenimimi hemen söyleyeyim de anlayın durumu: Uzunca sayılabilecek bir boy, olağandan daha kısa kesilmiş saçlar sayesinde görebildiğim güzel, biçimli bir kafa (öyle güzel ki, hemen bir şey yapmalıyım bu kafaya, diye düşündüm oracıkta), ince bir bel ve incecik ayak bilekleri, derin mi derin bir yırtmaç. Evet, işte o yırtmaç.
Şu saydığım özelliklere rağmen kendi halinde, dingin, gülümser yüzlü bir kız. Doğrusu, benim farkıma varmamış olmasına bozulmak bile gelmedi aklıma o an! Şaka bir yana, geçtim gittim yemeğe. Yeni başlamış işe meğer. Sonraki günlerde de o derin yırtmaçları gördüm hep; uzun elbiselerin depderin yırtmaçları.
Bir tarzı vardı ve o da buydu demek. Ama hani hep siyah giyen kızlar vardır ya, kendilerine böyle şeylerle tarz yaratmaya çalışırlar ve bir mok da yaratamazlar aslında; işte onlara benzemiyor bu kızınki. Bir kere, sürekli belli bir renk giymiyor. Elbiselerin hepsi de aynı değil, değişik biçimlerde. Ama hepsinin acayip yırtmaçları var.
Böyle derin yırtmaçlar yanıltabiliyor insanı, olduğundan uzun göstererek bacakları. Benim Yırtmaç’ın durumu farklı. Pantolonla da gördüm onu, epey kısa sayılabilecek bir etekle de. Ama çok büyük bir genellikle uzun uzun etekler. Neyse, kesiyorum bu kıyafet faslını, moda yazarı değilim ben.
Tanıştık tabii. Daha önceki işyeri maceram gibi uzun süren bir erotik gerilimi taşıyacak durumda değildim. O kısacık saçlı güzel kafayı avuçlamak istiyordum bir kere. Ama ilerleyemedim tabii hemen. Yine de beraber gittik öğle yemeklerine birkaç kere. Bu da bi şey, deli misiniz! Sonra, bir akşam, bir arkadaşın doğum günü için bir yere gidildi. Masanın bir ucunda o, ben de çapraz ucunda. Yer gösterme tanrısı çok gıcık ya bana! Yine de memnundum yerimden, çünkü daha önce fark etmediğim bir şey fark ettim oturduğum yerden: göğüsleri ideal dolgunluktaydı. Berlin haklı “yeni nesildekine göğüs demek pek zor oluyor genellikle,” derken. Ama bu!!
Sonra, karşımda oturan bir kız arkadaşın yanına geldi ve eğilip birşeyler anlatmaya başladı. İşte o zaman anladım ki, o kız arkadaşın kulağı için, ama asıl benim gözlerim için eğilmişti. Bunu kesin olarak anladım. Göğüsler ve ben.
Gece birkaç arkadaşla beraber onu da ben bıraktım evine. En son onu bıraktım. Hiçbir şeye yeltenmedim tabii. Birkaç gün sonra beklenmedik bir atak yaptım ve birlikte tatile gitmeyi önerdim. Henüz ağzından bir şey çıkmadan kabul ettiğini anladım, ama dur bakalım, ne diyecekti?
“Tamam,” dedi, “ama daha yeni başladım işe; izin alabilirsem.”
“Anlaştık,” dedim, “gerekirse karizmamı kullanır, Erkan Bey’le konuşurum. Ama yeri ben seçeceğim.”
Böylece, bir hafta sonra Karadeniz’e, Cide’ye doğru yola çıktık. Tatil programını Berlin’in tuhaf arkadaşlarından biri, Mustafa yaptı. Bir gün bize gelmişti ve Berlin’le sofrayı donatmışlardı. O da balık hastası, başka bir şey yediğini görmedim neredeyse. Soğuk ve yaklaşmanın zor olduğu bir tarafı vardır; o eşiği geçerseniz ne âlâ. Neyse, Karadeniz’i filan iyi bilir. Yemekte konu açılınca, nerede kalacağımızı, nerede ne yiyeceğimizi, nerede denize gireceğimizi falan tek tek söyledi. Tatil kısmını bir dahaki ay anlatırım artık, Gideros koyunda geçirdiğimiz günü unutamadığımı söylemeliyim. Mustafa sayesinde koydaki balıkçı bize kayığını verdi ve bu neredeyse yüzük gibi kapalı koyda açıldık ve saçıldık… Tatil anıları gelecek sefere…
Sonunda Berlin’le kavga ettim. Yok ben meşhur olmak istiyormuşum yok herşeyi oyun haline getiriyormuşum.
18.6.2008
yomadafaka (Yazar'ın tüm yorumları) 19.6.2008 - 02:41
İnce bel, dolgun dudak, yuvarlak kalça, güzel göz, dolgun göğüs, uzun bacak. Başka? Eksiği de kurtarmıyor amcamızı! Kendisi Tom Cruise olduğu için hakkı tabii bu kadar özelliği birlikte istemek. Eminim beraber olduğu tüm hatunlar birer sanat eseridir.
levanten (Yazar'ın tüm yorumları) 18.6.2008 - 07:34
İki saattir konuşuyoruz bir kere bile Atatürk demedik yahu, oldu mu şimdi? Yırtmaçtan bahsedeceğini zannedip okudum yazıyı, aşk trafiğini de okudum, belki yardımım dokunur diye, yok be hacım, olmamış. Bence sen sağa çek, rolantede bekle, kim bilir yol tanrısı yardım eder belki? Hususi not: Kritik mritik derken, neyin kritiydi bu yazı onu çözemedim bak. tüh.