Eros boğuldu!

Ben bazı kızlara sorardım, “Sence en erotik meyva nedir?” diye. Limon diyene rastlamadım tabii, ama portakal diyene rastladım mesela. Benim favorim ise incirdir. Ballı incirler!

5/06/08 - 10:35

Kerem Bengi
bengikerem@yahoo.com


Yine tatil mevsimi geldi de geçiyor bile, ama henüz bir tatil planı bile yaptığım söylenemez. Kimle gideceğim belli olmayınca tatil de belirsizleşiyor benim için.
Nina çağırıyor aslında Atina’dan; Ege adalarından birkaçına gitmeyi teklif ediyor. Kabul edeceğim. Siz bu yazıyı okurken ben adaları bir 15 günlüğüne fethedip gelmiş olurum … (Eskiden atalarımız, hem toprağı, hem o toprağın kadınlarını fethedermiş. Gerek yok bence, hem zaten zaman da değişti, sadece kadınları fethetmek yeter!)
Aslında, hafta sonu kaçamaklarıyla başladım sayılır tatile, ama onlar sayılmaz… Geçenlerde bir hafta sonu, işyerindeki “Erotik Kulak”la Şile’ye gittik. Orada aklıma geldi, şilebezi diye bir şey vardı eskiden. Küçükken benim bile şilebezinden birkaç gömleğim vardı. Şimdi hiçbir yerde göremiyorum. Ama mayolar o biçim. Bazı mayolar o kadar küçük ki, benim bebekken giydiğim mayolar bile bazı kadınların mayolarından kesin daha büyük.

Neyse, geceyi Şile’de geçirdik. Ben aslında Şile’de sıvıların kimyasıyla ilgilendim daha çok. Hayır, yağmur filan yağmadı. Pot Deresi’ne de düşüp ıslanmadım. Denize girdim sadece. Yine de akşam hoşuma gitmeyen bir ıslaklık keyfimi kaçırdı. Bir kez daha anladım ki, erotizm, aslında, pamuk ipliğine bağlı.

Doğrusu, konuya nereden gireceğimi pek kestiremiyorum. Cumburlop atlayayım bari… Dilden bahsediyorum. Bir dil ne kadar ıslak olabilir? Bazan bir deniz kadar ıslak olabiliyor ve hiç de iyi olmuyor o zaman. Mesela limon yerken çok sulanır ağzımız. İşte, Şile’deki o gece kendimi limon gibi hissettim desem yeridir. “Bu da bir başarı, kızın ağzını sulandırmışsın ya, daha ne!” diyebilirsiniz tabii, ama ben öyle düşünmüyorum. Öpüşürkenki ya da sevişirkenki ıslaklık, ağdalı bir ıslaklık olmalıdır. Vücudumuzun o andaki kimyasına, sıvılarına uygun olan da budur zaten. Bu ağda yoksa ve karşınızdakinin ağdasını da götürüyorsanız, pişmiş aşa su katıyorsunuz demektir tam anlamıyla. Bu kadar ıslaklıkta Eros boğulur. Bu ıslaklık, yersiz, tatsız bir serinliğe yol açar. Halbuki, o anda ihtiyacımız olan, aradığımız, istediğimiz şey serinlik değildir. Ağdalanmadır.

Söz limona gelince aklıma bir şey geldi: Ben bazı kızlara sorardım, “Sence en erotik meyva nedir?” diye. Limon diyene rastlamadım tabii, ama portakal diyene rastladım mesela. Benim favorim ise incirdir. Ballı incirler!

Neyse, bu konuya daha fazla devam etmeyeceğim. Aslında hiç girmeyecektim, ama kimse bu sorunlarla ilgilenmiyor. Ben doğrusu hiçbir yerde okumadım öpüşürkenki kıvamla ilgili bir yazı. Ayrıca, bu sadece dudak dudağa öpüşürken ortaya çıkan bir konu da değil. Mesela omuzunuzu da öpebilir kızınız ve yine serinlerseniz, olmaz işte! Duşa girerim ya da gece mece demeyip denize atlarım o kadar serinlemek istiyorsam.

Önemli bir sorun bu, ama kimse üzerinde durmaz. Ben size söyleyeyim, sevgililer de birbirine söyleyemez bu durumu. Biri katlanır bu duruma, öbürü de zaten çok iyi yaptığını düşünüyordur. Katlanma durumu varsa Eros çoktan kaçmıştır oradan. Bir daha da zor gelir…

Erotik gerilim filan tabii ki önemli ve zevkli bir şeydir, ama işte böyle bazı “küçük” şeyler gerilimi fena halde gevşetir. Başka önemli ayrıntılar da var tabii. Ama artık onları yazacak değilim. Ben sorumluluk duygusu yüksek biriyim, ama yine de bu topluma “nasıl erotik olunur ve erotizm nasıl korunur” kursu vermeyi hiç düşünmüyorum. Büyük hayal kırıklıkları yaratabiliyor böyle şeyler. Bana biraz öyle oldu da.

Neyse, ben asıl bahsetmek istediğim konuya, tatile döneyim. Düşünüyorum da, çok çalışıp az tatil yapıyoruz. İki hafta tatil olur mu yaa! İstifa etsem mi diye düşünüyorum tatil dönüşü. Çünkü ağustos sonunda bir kere daha tatile çıkmak istiyorum. Şu anda teklifleri değerlendiriyorum.

Eh, beni cezbedecek bir davet almazsam yine Amasra’ya giderim. Ben yalnız kalınca, bazan kışın bile, şöyle kafa dinlemek için Amasra ve yakınındaki koylara, köylere, kasabalara giderim. En çok sevdiğim yerlerden biridir Amasra. İlginç bir coğrafi yapısı var. Koyları şahane. Balık var; çok da iyi yapıyorlar. Rakı aynı rakı… Belki, herkesin güneyin sıcağına ve kalabalığına üşüştüğü bir zamanda benimle Amasra’ya kapılanacak, en azından bazı konularda ve durumlarda aynı dili konuştuğumuz, kimyası kimyama uygun bir çılgın kız çıkar karşıma.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan MEDYAKRONİK sorumlu tutulamaz.

Yorumlar Yorum Sayısı 0

Yorum Ekle

22 Ağustos Cuma

haberin geçmişi

  • Aşk trafiği karıştı

    Sonunda Berlin’le kavga ettim. Yok ben meşhur olmak istiyormuşum yok herşeyi oyun haline getiriyormuşum.

    18.6.2008

  • Erotik gerilim teorisi

    Gerilim azalıyorsa geri çekilmekte fayda var. Ben öyle yaparım. Geri çekilirim ki, artık üç gün sonra mı olur, üç ay sonra mı, üç yıl sonra mı, hayat içinde bir daha karşılaşınca gerilim bizi yine tutuştursun.

    29.5.2008

  • Sevda baştan…

    Sevda baştan gitmiyor, soyunup yatmayınca.”

    21.5.2008

  • İşte aşk

    Benzer heyecanlar duyduğum olmuştu daha önce de, ama onların yanıbaşında cinsellik herşeyi bastırırdı. Şimdi durum başka.

    14.5.2008

  • İzmir’in kızlarında nasıl bir büyü var?

    Takıldığım yer, İzmir’in kızları. Aslında hiç takılacağım yoktu. Ama gelen mektuplarda bir “İzmirliyim,” uyarısı, İzmir’in kızları temasıdır gidiyor.

    7.5.2008

  • Biz artık arkadaşız!

    “Ne kadar ‘arkadaşız,’ derseniz deyin, bir erkek, erkek arkadaşına dokunduğu gibi bir kadın ‘arkadaş’ına, bir kadın da, kadın arkadaşına dokunduğu gibi bir erkek ‘arkadaş’ına dokunamaz.”

    30.4.2008