Kerem Bengi
bengikerem@yahoo.com
Tarihe mutlaka “Kulak Vakası” olarak geçecek olan işyerinde yaşadığım erotik gerilim, gerçekten de, aşk tanrısı Eros’u bile imrendirecek bir maceraya dönüştü.
Macera, aynı yazmış olduğum gibi gelişti. Herkesin gündelik konulara alet ettiği kelimeler bizim neredeyse bedenlerimiz haline geldi. Kelimelerle okşadık birbirimizi, kelimelerle, sadece birbirini ölesiye isteyen iki insanın yükleyebileceği ve anlayabileceği kelimelerle sevişmeye başladık. Konuşma neredeyse sevişme halini aldı.
Bakışlarımız da öyle. Bakışlarımız yumuşadı, ellerimizin yerini bakışlarımız aldı. Alıcı gözle değil de, sevici gözle bakmaya başladı gözlerimiz. Vücut hatlarımızı keşfe gönderdik gözlerimizi. En azından ben öyle yaptım. Tabii, hem kelimelere, hem bakışlara hayal gücümüz eşlik etti; hayal gücümüz taşıdı onları.
Birkaç öğle yemeğine çıktık beraber. Sonra öğle yemekleri kesmez oldu açlığımızı, susuzluğumuzu, muhabbet ihtiyacımızı. Herşey kendiliğinden gelişti ve bir akşam yemeğe çıktık. İşin doğrusu, “Kulak”tan geldi yemek daveti. Kabul ettim. Ben Berlin’in tezgâhında yetişip, onun masasında piştiğim için içkiyle aram iyidir gayet. İyice gevşerim, aksi, çekilmez yönlerimi atarım…
Neyse, bir hayli geç olmuştu; yemekten sonra yürüdük Çengelköy’den Beylerbeyi’ne kadar. Gece, şehveti yabancı gözlerden saklayacak kadar karanlıktı. Dünyanın en güzel karanlığı. Daha fazla dayanamadı, ilk kuytuda önüme geçip durdu. Dudakları, dudaklarıma doğru kaçamayacağım kadar çok uzandı. Sonra bir baktım, ellerimiz de o kadar uzamış ki, o kadar olur yani.
Ben birazcık daha sürdürmek istiyordum halbuki gerilimi. Yürüdük sonra. Çengelköy-Beylerbeyi arasının bu kadar uzun olduğunu bilmezdim hiç. Kuytu yere rastlama zahmeti tamamen kalkıverdi ortadan. Doğrusu, kendimi sakınmak istedim, ama sakınamadım. Daha yavaş gitmek istiyordum ben. Sonra, ne bileyim, sokak ortasında kendinden geçmişcesine dudaklarıma yapışıp bana sarılacağını da beklemiyordum doğrusu. Üstelik, ben açık alanlarda, deniz kenarında, suda, parkta, bahçede sevişme bakımından çok tecrübeliyimdir. (Aman Allahım, neler söylüyorum! Kendimden daha az bahsetsem iyi olacak. İpin ucu kaçmaya başladı. Kendilerinin en gizli, mahrem yaşantılarından bahsedip, bunun reklamını da yapıp, kitaplarının çok satmasını garantileyip parsayı toplayan edebiyatçılarımıza döndüm ben de. Berlin tefe koyacak beni! Herneyse, biraz daha ölçülü gideceğim bundan sonra.)
Nerede kalmıştık? Hah, beni şaşırtan şey sokakta öpüşmek değildi. “Kulak”ın bunu yapmasıydı. Pek göstermiyordu doğrusu, böyle bir şey yapacak biri olduğunu.
Sonra, mayıs başlarında daha değişik bir teklifle geldi karşıma “Kulak”. “İzin alalım, bir haftalığına Yedigöller’e gidelim.”
“Ne yapacağız Yedigöller’de?” dedim, “ben bilirim, kurbağalar viyaklar bu mevsimde bütün sulak yerlerde.”
“Merak etme, kuş sesi de var,” diye karşılık verdi. “Orada dağ evleri var, çok güzel; onlardan birinde kalırız. Çok zevkli bir şey.”
“Peki, ama ben bütün bu yer ayarlama işlerinden filan nefret ederim. Ayarla gidelim.”
“Ayarladım bile,” dedi. “haftaya gidiyoruz. Ama senin de araba ayarlaman gerekiyor.”
“Tamam. Berlin’den alırım arabayı.”
Yedigöller şahane bir yer. Hele hafta içi kimse olmayınca. Mayıs ortası olmasına rağmen akşamları biraz soğuk oluyor. İşte onun için, baltayla odununuzu kırıp akşam için hazırlıyorsunuz. Akşam da şöminede tutuşturuyorsunuz o odunları. Siz de isterseniz şömine karşısında tutuşun, isterseniz üst kattaki yatak odasında… Bu dağ evleri dubleks… Gündüzleri yapılacak pek çok şey var. Gündüz gözüyle de tutuşabilirsiniz tabii. Gölleri gezebilirsiniz, göl kenarında oturabilirsiniz, yanınızda götürdüğünüz oyun araçlarına bağlı olarak oyun oynayabilirsiniz, kitap okuyabilirsiniz. Bana ne yahu, ne isterseniz yaparsınız işte. Birden kendimi gezi yazısı yazıyorum sandım. Yalnız şu kadarını söyleyeyim, Yedigöller’de altı göl var; yedincisi kurumuş, çukuru kalmış, çok nadir su oluyormuş içinde.
Yedigöllerde yedi gece! Biriken enerjimizi ancak böyle açığa çıkarabilirdik. Ama bildiğiniz gibi, bu enerji tükettikçe kendini yenileyen yegâne enerjidir. Yeter ki o erotik gerilim yitmesin. Gerilim azalıyorsa geri çekilmekte fayda var. Ben öyle yaparım. Geri çekilirim ki, artık üç gün sonra mı olur, üç ay sonra mı, üç yıl sonra mı, hayat içinde bir daha karşılaşınca gerilim bizi yine tutuştursun. İşte bunun için “eski sevgili” gibi bir tanımlama yoktur benim sözlüğümde. Sevgili sevgilidir ve bütün sevgililer yenidir. Her an sevişebiliriz. İşte bunu sağlamak için gerilim düşüyorsa geri çekilmek gerekir. “Kulak”la bizim geri çekilmemize daha çok var. Yalnız, kulağın erotik bir organ olduğu konusunda ısrarlı olduğumu, hatta daha da ısrarlı olduğumu söylemeliyim.
Yorum Sayısı
0
Sonunda Berlin’le kavga ettim. Yok ben meşhur olmak istiyormuşum yok herşeyi oyun haline getiriyormuşum.
18.6.2008
Ben bazı kızlara sorardım, “Sence en erotik meyva nedir?” diye. Limon diyene rastlamadım tabii, ama portakal diyene rastladım mesela. Benim favorim ise incirdir. Ballı incirler!
5.6.2008
“Sevda baştan gitmiyor, soyunup yatmayınca.”
21.5.2008
Benzer heyecanlar duyduğum olmuştu daha önce de, ama onların yanıbaşında cinsellik herşeyi bastırırdı. Şimdi durum başka.
14.5.2008
Takıldığım yer, İzmir’in kızları. Aslında hiç takılacağım yoktu. Ama gelen mektuplarda bir “İzmirliyim,” uyarısı, İzmir’in kızları temasıdır gidiyor.
7.5.2008
“Ne kadar ‘arkadaşız,’ derseniz deyin, bir erkek, erkek arkadaşına dokunduğu gibi bir kadın ‘arkadaş’ına, bir kadın da, kadın arkadaşına dokunduğu gibi bir erkek ‘arkadaş’ına dokunamaz.”
30.4.2008
Seksek kaslarla yapılır, seks ise bedenler kullanılsa da kafada başlayıp kafada biten bir maceradır.
24.4.2008