Duygu Ertürk
derturk@medyakronik.com
“Mutlu bir yuvamız vardı. 16 yıllık evliyiz, üç çocuğumuz var. Birbirimizi çok seviyorduk, ya da öyle zannediyorduk. İlk yıllarda kocam fakirdi. Ben çalıştım, eve katkıda bulundum. Her zaman ona destek oldum. Sonraları maddi durumu düzeldi. Üsküdar’da evim olsun isterdim. Evim de oldu. “Keşke olmasaydı” diyorum şimdi. Çünkü taşındığımız gün hadiseyi öğrendim. Kocam, çocuğu yaşında bir çocukla ikinci evliliğini yapmıştı. Bunun gerçek olduğunu anlayınca şoke oldum. Ben onun için her fedakârlığı yapmıştım; o ise kıza bir daire tutmuştu. Kocamı dövmeye, ona saldırmaya başladım. Affedemiyorum ve ondan nefret ediyorum. Bana bunu nasıl yapardı? Çocuklarımın ikisi de bunalıma girdiler. Boşanmak istiyorum; çocuklarım “anne bizi babasız bırakma” diyor.” (Disikus.net’ten)
Toplumda “çokeşlilik” kalıbından haberdar olmayan, hayatı boyunca yukarıdaki gibi bir hikayeyi duymamış olan yoktur herhalde. Zira kadın programlarına şöyle bir göz atmak bile insanı çokeşlilik ve aldatma kavramlarıyla haşır neşir etmeye, aldatılan kadınların haykırışlarına, çokeşli erkeklerin savunma ritüellerine aşina yapmaya yeter de artar bile… Özellikle Tekbir Giyim’in sahibi Mustafa Karaduman’ın: “Üç karım var, kime ne!” sözleriyle olay yarattığı ve çokeşliliği gündemin en çok tartışılan konularından biri haline getirdiği şu günlerde…
Son aylarda TV programlarında sıkça boy gösteren Psikiyatr Dr. Hamdi Kalyoncu da, tam olarak bu konuya parmak basan ilginç açıklamalarıyla gündeme oturdu. Kalyoncu, birinci veya ikinci kadın olmaktan musdarip kadın hastalarının mağduriyetinden yola çıkarak, aldatma olaylarının kadın üzerinde büyük yaralar açtığı sonucuna varmış ve yaraya merhem niyetine bir çözüm önerisi sunmuş: “erkek çokeşliliğinin yasallaştırılması”…
Konuyu resmi internet sitesinde, yazdığı kitaplarda ve katıldığı TV programlarında büyük bir ciddiyetle ele alan psikiyatr, kadınlara büyük zarar veren aldatma olaylarının, erkeklerin doğası gereği tek kadınla yetinemeyeceği için kaçınılmaz olduğunu iddia ediyor; “Madem erkeğin ‘kayıt içi’ veya ‘kayıt dışı’ çokeşlilik yaşaması kaçınılmaz, o zaman ikinci evliliği yapmak “kayıt altına” alınsın; kimse zarar görmesin” diyor. Bu konuda görüşlerini aldığımız kadınların bazıları, ikinci kadını güvence altına alacağını düşünerek çokevliliğin yasallaşması gerektiği konusunda Kalyoncu’ya katılırken, bazıları, kadınları daha da çok mağdur edeceği düşüncesiyle reddediyor.
Konuyla ilgili görüşüne başvurduğumuz psikolog, Uzman Danışman Ani Eryorulmaz, aldatmanın yasak olduğu için insanoğluna cazip geldiği konusunda meslektaşıyla hemfikir ancak yasal çokeşliliğin bu duruma çözüm olmaktan ziyade, toplumdaki yozlaşmayı daha da arttıracağı düşüncesinde.
Bir başka psikolog, Davranış Bilimleri Enstitüsü Çift ve Aile Terapisi Uzmanı Şirin Hacıömeroğlu da “ Erkek evrimsel olarak sperm saçmak için yaratılmış bir varlık. O nedenle de mümkün olduğunca sperm yaymak ister. Ancak evlilik bunun üzerinde bir şey. O nedenle, sadakat ve bağlılık olmadığında sorun çıkıyor” diyor ve ekliyor: “ Tek kadınla yapamayacaksa evlenmesin erkek o zaman! Bana danışan hastalarımdan yola çıkarak şunu söyleyebilirim, kadınlara yazık oluyor.”
“Aile kavramının içini daha da boşaltır”
Konuyu sadece erkeğin cinselliği açısından ele almadığının altını çizen Kalyoncu, ikinci kadınla evlenmek yasal olursa hem erkeğin hem de kadınların mağduriyetinin ortadan kalkacağı, erkeğin gizli kapaklı işler çevirmeyeceği, bu sayede kadın, erkek ilişkilerinin de daha düzgün bir zemine oturacağı inancında.
İddiayı yorumlayan Uzman Danışman Psikolog Ani Eryorulmaz ise aynı fikirde değil. Bunun bir çözüm olamayacağını söyleyen Eryorulmaz: “Bu çözüm önerisi, anormal olan her şeyi “normalleştirmeye” çalıştığımız, yozlaşmanın tepeye çıktığı günümüz Türkiye’sinde aile kavramının içini daha da boşaltacak nitelikte” diyerek Kalyoncu’nun tezine karşı çıkıyor.
Kalyoncu, yasal çokeşliliğin kadın haklarını koruma açısından da önemli bir adım olacağı iddiasında: “Çokeşlilik yasal olmadığı için, kadın için güvenceden yoksun, ‘gizli çokeşlilik’ hayatı yerleşti. Fiili durum ortada! Âşık olan ‘öteki’ kadın için önemli olan cinsellik değil, evliliktir” diyor. Bu tezde, aldatılan kadının konumunun ve haklarının göz ardı edildiğini düşünen Eryorulmaz, konuya aldatılan taraf açısından bakarak, gözlemlerini aktarıyor:
“Aldatılan için bu ciddi bir narsistik yaralanma olarak karşımıza çıkıyor. Kişi kendini değersiz, işe yaramaz hissediyor. Özgüvenini kaybediyor ve genellikle filmin geri sarılma süreci çok uzun zaman alıyor.”
Şirin Hacıömeroğlu da Kalyoncu’dan farklı düşünüyor. Ona göre çokeşlilik, hem kadınlar hem de çocuklar üzerinde travma etkisi yaratıyor ve erkeğe duyulan güveni yok ediyor. Çocuklar, baba modeline bakarak, evlilik kavramına inançlarını yitiriyor. “Tarafların hiçbiri, mecbur değilse, erkeği paylaşmayı kabul etmiyor. İkinci kadın pozisyonundaki danışanlarım, ikinci kadın olmayı kabul etmiyor; bir gün birinci kadın olabilme ümidiyle yaşıyorlar. O ümit tükenince de ayrılmak zorunda kalıyorlar” diyen Hacıömeroğlu’na göre bir kadının uzun süre erkeğini başka bir kadınla paylaşması doğasına aykırı.
Çokeşliliğin yasallaşmasının ise olayı daha da farklı bir boyuta taşıyacağını düşünen Şirin Hacıömeroğlu’na göre, yasal çokeşlilik toplumdaki ahlaki çöküntüyü engelleyemez. Olsa olsa aldatmaya bahane uydurur, kılıf hazırlar.
Kadının çokeşliliğine kırmızı kart…
Dr Hamdi Kalyoncu’nun açıklamaları, “Çokeşlilik erkek adamın doğal yeteneği; bu konuda sırtlarını sıvazlamak gerek!” tadında. Fakat malumunuz, Türk toplumu yalnızca er kişilerden oluşmuyor. İşin bir de kadın boyutu var, zira söz konusu talep, en az erkekler kadar onları da ilgilendiriyor. Kadınların yasal çokeşliliği konusundaki fikri sorulduğunda ise Kalyoncu kırmızı kart gösteriyor.
“Her şeyden önce kadınlar birden fazla erkeği koca olarak kabul edip, onlara her anlamda hizmet vermeye “evet” demezler. Erkek için bile yük olabilecek çokeşlilik, kadın için kaldırılabilir bir iş değil” diyen Kalyoncu’ya göre kadınlar yaratılıştan tek erkeğe programlı. O nedenle, duygusal ve cinsel açıdan çokeşlilikleri mümkün değil. Zaten bu toplumsal açıdan da sakıncalı.
Şirin Hacıömeroğlu’na göre kadının çokeşliliğine daha az rastlandığı bir gerçek. “ Toplumun yüzyıllardır verdiği mesajlar ve kadınlara biçilen roller olabilir bunun nedeni. Toplumda kadın yaptığında kabul edilmeyen çoğu davranış, erkekler için doğal karşılanıyor” diyor.
“Ben de karılık yapıyorum beni kim düşünsün!”
Peki üzerinde konuşulan kadınlar; yani “esas kadınlar” ve “öteki kadınlar” bu işe ne diyor? Kadınlar genelde erkeklerin çokeşli olmasına karşı çıkıyor ama az da olsa bunun yasal hale getirilmesinden yana olanlar da var. Kimine göre Hamdi Kalyoncu toplumun derdine deva, dahiyane formülün kaşifi, “öteki kadın”ın kurtarıcısı; kimine göre ise bu tez kabul edilemez; Kalyoncu kurmayı amaçladığı haremini yasallaştırma peşinde… Ancak verilen cevaplardan, sosyoekonomik düzeyi daha düşük “ikinci kadın”ların çokeşliliğin yasalaşmasından yana tavır koyduğu ortaya çıkıyor.
Mesela, üniversite öğrencisi D.Ş. kendisinden 23 yaş büyük evli bir adamla ilişki yaşayan bir “öteki” kadın. Sevgilisini hem babası hem aşığı gibi sevdiğini söyleyen D.Ş. kendini savunmuyor. Ona göre, evli bir erkekle ilişki yaşayan kadın, bunun sonucuna katlanmalı. Kalyoncu’nun yasal çokeşlilik tezi için: “Böyle saçma sapan şey duymadım. Aldatma aldatmadır, yasal falan olmasın” diyor.
31 yaşındaki S.K. şu anda evli ama üniversitedeyken evli bir hocasıyla uzun süren bir beraberliği olmuş. Bu ilişkinin onu çok yıprattığını, sevgilisinin eşini düşünürken kendisinden nefret ettiğini söylüyor. S.K. : “Evlensem ne değişecekti ki? Yine başkasıyla paylaşıyorsun erkeği. İlişkinin yasal olması aldatma olmaktan çıkarıyor mu durumu?” sözleriyle yasal çokeşliliğe karşı duruyor.
Bir başka “öteki” ise “kuma” H.Ö… Okuması yazması yok; evlere temizliğe gidiyor. Eşi, yasal evliliğinden oğlu olmadığı için ona imam nikahı kıymış. Evlenemediği için herhangi bir güvencesinin olmamasından yakınan H.Ö., psikiyatrın sözlerine sonuna kadar katılıyor, “Yasal olsun ikinci kadın tabii. Bak ben kumayım kaç yıldır. Ben de karılık yapıyorum. Beni kim düşünsün!” diyerek onu destekliyor.
“Ben razı değilim ama eşim geceleri o’nunla yatıyor…”
H.Ö.’ nün kuması olduğu esas kadın; K.Ö… Onun durumu biraz farklı. Eşi, Kalyoncu’nun talep ettiği gibi, oğlu olmadığı için, ikinci kadına (H.Ö.) imam nikahı kıymış. O, bu durumdan hiç memnun değil, o nedenle psikiyatrın önerisine şiddetle “hayır” diyenlerden. Erkeklere yedinci kadının bile az geleceğini düşünen K.Ö.’ye, eşini paylaşmanın nasıl bir his olduğunu sorduğumuzda ise kaçırıveriyor ağzından: “Onunla yatıyor geceleri. Razı değildim ben öyle şeye ama…”
Üniversite öğrencisi A.A da aldatılan esas kadın rolünde. Kocasının, çok uzun süredir başka bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrenmiş ve derhal boşanmış. Ona göre, evlenilen kadın olmak bir ayrıcalık ama aldatılma duygusuyla baş etmek de bir o kadar zor. “Sormaya, tartışmaya bile gerek yok. Yasal olmasın ikinci kadınla evlenmek. Çok kötü bir his” sözleriyle erkek çokeşliliğinin her türlüsüne karşı çıkıyor.
Konuya ilişkin yapılan en sert yorum ise şüphesiz ünlü oyuncu Itır Esen’den geliyor.
Kalyoncu’nun talebine şiddetle karşı çıkan ve görüşünü, “Dehşete kapıldım! Kadınların çektiği acıları mı yasal hale getirecek? Utanmadan kitap yazıyor bir de!” cümleleriyle ifade eden Esen’e göre, Kalyoncu’nun çokeşliliği savunmasının nedeni, kendi hayatıyla ilgili bazı projeleri hayata daha rahat geçirebilme arzusu…
İlginç bir tez; tezin birbirine bağladığı kadınlar ve o kadınların ağzından dökülen birbirinden değişik yorumlar… Tabii işin psikolojik yönü kadar, sosyolojik, dinsel, yasal açıdan tartışılan ve daha uzun süre de tartışılacak olan birçok yönü var. Ama görünen o ki ne kadar tartışılırsa tartışılsın kadınların ve erkeklerin bu konuda anlaşmalarına pek de olanak yok.
Yorum Sayısı
0