Özel sorunlarımdan söz etmek istemezdim hiç, ama n’apayım, takıldım bir yere, patinaj yapıp duruyorum. Takılmamın sebebi de aslında sizsiniz, yani okurlar. Daha doğrusu, bir kısım okur.
Takıldığım yer mi? Takıldığım yer, İzmir’in kızları. Aslında hiç takılacağım yoktu. Ama gelen mektuplarda bir “İzmirliyim,” uyarısı, İzmir’in kızları temasıdır gidiyor. Ben, daha önce de dediğim gibi, henüz İzmirli kızlara temas edemediğim için biraz şaşkın durumdayım. Yine de beni heyecanlandıran bir konu bu.
Anlaşılıyor ki, İzmir’in kızları, İzmir’in kızı olmakla övünüyor, bunun özel bir durum olduğunu düşünüyorlar. İşte bence bu özgüven, pervasızlık, kendini ortaya koyma cesareti heyecan verici. Belki de, İzmir’in kızlarını özel kılan bu saydıklarımdır; bu saydıklarımdan kaynaklanan öbür özelliklerdir. Bilmiyorum, bilemiyorum!
Sadece kendileriyle övünmekle kalsalar iyiydi. Ben, bari bu takıntıya takılmayayım diye düşünürken, bir arkadaşım da İzmir’in kızlarından ayıla bayıla bahsedince bizim frenler patladı. Neymiş onu böyle ayıltıp bayıltan? Bunu öğrenmeden rahat edemem ben.
Ne özellikleri var acaba İzmir’in kızlarının? Tamam, anlatılanlar gözümde birşeyler canlandırıyor, ama çok amorf bunlar. Aslına bakarsanız, anlatılanlar (ya da anlatanlar) pek bir şey anlatmıyor. Eveleyip geveliyorlar. Ya pek bir şey anlamamışlar ya da açıksözlü değiller… Benim arkadaş da aynen böyle yaptı. Bir şey anlatmaya yanaşmadı.
Aslında bu işi en iyi halledecek kişi Berlin. Kesin İzmirli bir sevgilisi olmuştur onun. Pek göstermemekle beraber acayip zampara biri olduğundan, gittikçe daha çok şüphe ediyorum. Ama benimle kız muhabbeti yapmaktan utanıyor. Daha doğrusu, kendi tecrübelerini benimle paylaşarak yüz göz olmaktan çekiniyor. Konuşunca da, daha önce sizin de şahit olduğunuz gibi üst perdeden, ders verir gibi genellemeler yapıp konuşma yolunu seçiyor.
Yine de bir keresinde boş bulundu. Berlin’in arkadaşı Sinan abi gelmişti. Biraz eski günleri yâd ediyorlardı. Muhabbet sırasında Berlin, Sinop’un kızlarının çok güzel olduğunu söyleyip durdu. Sinan abi de, “Bir sürü kızın, dünyanın çeşitli kültürlerinden bir sürü kızın gözüne çok yakından bakmış biri olarak Sinop’un kızlarına takmış olmanı anlamak mümkün değil,” diye çıkıştı.
Berlin kem küm etti. Sinan abi bastırdı: “Bir tek şey aklıma geliyor; Sinop’un kızları sana zorluk çıkardı galiba. Bir yaşanmamışlık sorunu var. ‘Sevda baştan gitmiyor, soyunup yatmayınca’ ha?” Berlin, “Benimki takıntı,” dedi; “bir Sinop’a git de, bak bakalım sende de olmuyor mu aynı takıntı!”
İşte benim takıntıma benzer bir takıntı. Ama anladığım kadarıyla, yine de Sinop’un kızlarıyla İzmir’in kızları arasında bir fark var. Sinop’un kızları güzellikleriyle ünlü. Ayrıntısını bilmiyorum. İzmir’in kızlarında ise güzellikten ayrı bir şey var; ne bileyim, bir eda, bir tarz, bir ele alış biçimi (hayatı ele alış biçiminden bahsediyorum).
Neyse, anladım ki, ondan bundan dinleyerek öğrenilemez bu konular. Yaşayarak öğrenmek lazım. Bunu da tek başıma yapamayacağıma göre, İzmirli bir kız bulmam gerekecek. Aslında, İzmir Belediyesi’nin beni davet etmesi lazım, İzmir’in tanıtımına katkıda bulunmak için. Ne yani, sadece doğal güzellikler, tarihi ve kültürel eserler mi tanıtılacak? Bence insanlar, yani yaşayan güzellikler de tanıtılmaya değerdir.
Tabii ki böyle bir şey yapmayacaklarını biliyorum. Zaten yardıma da ihtiyacım yok. Üstelik teyzemler de İzmir’de oturuyor. (İlgilenenler için söyleyeyim, Karşıyaka’da, Girne Bulvarı’nda.) En kısa zamanda gidiyorum.
Yardıma ihtiyacım yok ama iyi bir İzmir kılavuzuna ihtiyacım var. Bildiğiniz gibi, kılavuzlar da son derece soğuktur. Sizi müzelere, sergilere, bahçelere, bir sürü eski binaya filan gönderirler, ama şehrin hayatıyla ve insanlarıyla kaynaşabileceğiniz mekânlara asla göndermezler. Bence en azından bazı şehirler için böyle kılavuzlar hazırlanabilir. Çok faydalı bir eser olur bu.
İlk hedefimiz Akdeniz’dir. İleri!
Yorum Sayısı
0
Ben bazı kızlara sorardım, “Sence en erotik meyva nedir?” diye. Limon diyene rastlamadım tabii, ama portakal diyene rastladım mesela. Benim favorim ise incirdir. Ballı incirler!
5.6.2008
Gerilim azalıyorsa geri çekilmekte fayda var. Ben öyle yaparım. Geri çekilirim ki, artık üç gün sonra mı olur, üç ay sonra mı, üç yıl sonra mı, hayat içinde bir daha karşılaşınca gerilim bizi yine tutuştursun.
29.5.2008