Kerem Bengi
bengikerem@yahoo.com
Bende bir tuhaflık var galiba. Bakıyorum da, çevremdeki herkes eski sevgilileriyle gayet iyi geçiniyor, araları iyi. Bir benim, eski sevgilileriyle neredeyse kanlı bıçaklı olan. Anlamıyorum bu işi. Madem bu kadar iyiydi aranız, neden ayrıldınız? Benimki de tuhaf; hiçbir zaman aram çok kötü olmaz benim kızlarla. Ama ayrıldıktan sonra bana düşman oluyorlar. Herhalde yanlış birşeyler yapıyorum.
Bir de şu var: Bu konuyu düşünmeye başlayınca aklıma geldi; rastlantı bu ya, kızları hep ben bıraktığım için aramızda bir gerginlik oluyor ilişkimiz bittikten sonra da. Halbuki onlar beni bıraksa, ben bir gerginlik yaratmam, kızmam, gücenmem buna.
Ama ben oldum olası “Biz artık arkadaşız” durumuna akıl erdiremem. Geçen yıl eski kız arkadaşlarımdan biriyle, Selin’le karşılaştık; siyaset bilimi master’ı yapıyordu. Neyse, sınav dönemiydi ve yardıma ihtiyacı vardı; öyle söylemişti en azından. Ders çalışmaya bize gittik. Doğrusu çok güzel bir kızdı. Üstelik, eskiden beri aklımı başımdan alan iri ve diri göğüsleri vardı.
İşte, benim odada ders çalışırken, bir ara aynı metni okumak için biraz yakınlaşmamız gerekti. Biraz istemeden, ama bence biraz da Selin’in bilinçli ve zarif bir hareketiyle, onun göğüsleri ile benim kolum arasında bir temas oldu.
Aslında Selin’den biraz kaçarak ayrılmıştım. Bana kızdığını düşünüyordum hep. Belki de kızıyordu zaten. Ama o temas beni yoldan tamamen çıkardı. Öyle bir elektrik akımına kapıldım ki, bütün sigortalarım attı. Dinamitin fitili tutuşmuştu… Yine de, “uzun” süreli bir ilişki başlatmadı bu bilinçli kaçamak.
Aslına bakarsanız, ders çalışmak için bize giderken galiba ikimiz de işin nereye varabileceğini kestiriyorduk. Ama ben en azından başlangıç hamlesini yapmayacağımdan emindim, öyle karar vermiştim. Sonra yeniden “çıkmaya” başlamaktan ürküyordum. O da herhalde hem istiyordu, hem de benim neredeyse kaçarak ayrılmış olmam nedeniyle bir şeyi tekrar başlatmaya gönlü elvermiyordu.
Ne yaparsınız ki, iki vücudun birbirini istemesi mantığın kurallarıyla ilgili olmadığı gibi, aşkın kanunlarıyla da ilgili olmayabiliyor. Sevişmenin herşeyden bağımsız kendi dinamiği var. Ben buna inanırım.
Demek istediğim, nasıl olacak bu arkadaşlık işi, anlamıyorum. Denedim işte. Üstelik bir denemem daha oldu geçen yaz. Birkaç arkadaş Kumkapı’da bir yerde içtik. Sonra indik, biraz yürüdük sahilde. Orada kayalar var denize karşı; oturduk, sigara içiyoruz. Eski sevgililerimden bir başkası da benim yanımda mini mini eteğiyle oturmuş…
Orada oturana kadar aklımda hiçbir şey yoktu. Anlamsız bir muhabbettir gidiyordu kayaların üstünde. Tabii, mini etek giydiğini fark etmiştim; meyhanede de, yürürken de. Ama şimdi otururken, bende nasıl bir iştah kabarması olduğunu anlatmam imkânsız. O saçma muhabbetin farkındaydım, genellikle bu tür muhabbetlerden acayip sıkılırım, ama o an hiç oralı değildim. Bizim çocuklar konuşup duruyordu, ama benim aklım başka yerdeydi. Sadece aklım mı, ellerim de… “Yahu, ben bu kızı nasıl oldu da bıraktım?” diye hayıflanıyordum. Bacaklarını tutmak, okşamak için deli oluyordum, ama doğrusu, nasıl bir tepki vereceğini de hiç kestiremiyordum. Kızı bırakıp gitmiştim, şimdi ne derdi, bilmiyordum. Ama daha fazla dayanamadım. Gözlerimle gördüğümü ellerimle de görmeye çalışıyordum ve o da bunu bir yandan istiyor, bir yandan da egellemeye çalışıyordu.
Uzatmayayım, mehtaplı sulara karşı sohbet ederken, bir de baktık benim odada, tamamen başka sularda kürek çekmekteyiz…
Duyan da beni yırtık, fırlamanın teki sanır. Değilim. Normalde çekingen bile sayılırım; ne bileyim. Ama böyle durumlarda ar damarım çatlıyor doğrusu. Utanmazın teki oluveriyorum. Normalde ben sokakta el ele bile tutuşmam. Ne münasebet! Ama Eros uyandı mı, uygun yeri ve zamanı bekleme sabrım hiç olmuyor…
Bunun cezasını çektiğim de oluyor tabii. Çünkü hep böyle tatlı anılarım yok. Bir keresinde de eski manitamın yeni manitasıyla papaz olduk. Meyhanede aynı masada oturuyorduk. Şimdi, eski sevgilimi hiç tanımazmış gibi yapamazdım ya! Tamam, ben de biraz abartılı bir yakınlık göstermiş olabilirim, ama belli ki bizim parlak çocuk takmış kafaya beni. Biraz da içince girdik birbirimize. Küçük çaplı bir skandalla atlattık vartayı.
Olmuyor işte. Olmaması da gerekir ve iyidir bence. Kadınla erkek arasındaki gerilim, asıl olarak seksüel bir gerilimdir ve o tatlı gerilimi zayıflatacak, yok edecek herşeyden sakınmak gerekir.
Eğri oturup doğru konuşalım. Bir arkadaşlık için üç şey gerekir: Konuşabilmek, en azından karşındakinin ne dediğine kulak verebilmek; konuşmadan anlaşabilmek, leb demeden leblebi muhabbeti; ve beraber maceraya atılabilmek, ki bu sonuncusu için ilk ikisi gereklidir.
Şimdi, bir kızla bir erkek bunların hiçbirini yapamaz. Aşk (ve cinsellik) varsa konuşabilirler, ama konuşmaya ihtiyaç yoktur; aşk varsa konuşmadan anlaşabilirler, hissedebilirler; ve aşkın kendisi zaten maceradır, aşk macerası deniyor ya.
Ama aşk (ve cinsellik) yoksa konuşmak imkânsızdır; kadınla erkek birbirleriyle konuşuyormuş gibi görünür, ama aslında ayrı hatlardan konuşurlar. Hatta hat düşmemiştir veya kesilmiştir, ama konuşmaya devam ederler. Teknoloji ve modern hayat herşeyi olduğu gibi macerayı da kolaylaştırdı ve deformasyona uğrattı, ama bu iki cins bir maceraya da atılamaz, birlikte bir serüven yaşayamazlar. Atıldıkları şey macera olmaz ya da.
Ayrıca, ne gerek var, onu da anlamıyorum. Erkeklere erkek arkadaşları, kadınlara da kadın arkadaşları yetmiyor mu? Cinselliğin ortada olmadığı, gizlendiği ya da bastırıldığı ilişkiler çekilir iş midir? Ne kadar “Arkadaşız,” derseniz deyin, bir erkek, erkek arkadaşına dokunduğu gibi bir kadın “arkadaş”ına, bir kadın da, kadın arkadaşına dokunduğu gibi bir erkek “arkadaş”ına dokunamaz. O dokunuşların tadı da olmaz.
Aslında, ben hiç karşı değilim erkekle kadının arkadaşlığına; demin verdiğim örneklerdeki gibi olursa yani. Kadın kadındır, erkek de erkek. Kadın kadınlığını bilmelidir, farkında olmalıdır, erkeğin de bu gerçeğin farkında olmasını sağlamalıdır. Bir yerde erkek varsa, kadına kadınlığını hatırlatmalıdır. Kadın da erkeğe erkekliğini hatırlatmalıdır. Böylece kadın da erkeğin erkekliğinin farkında demektir.
Karışık gibi görünüyor ama basit aslında. Kendinizi rahat bırakın demek istiyorum. Ateşle barut neden hep kötü çağrışımlı olsun ki! Neden bütün savaşlar kötü olsun! Leonard Cohen’in dediği gibi, “Bir savaş var kadınla erkek arasında”; yüzyıllardır devam eden bir savaş. Bu savaşa ateş ve barut ve benzin taşımaya devam etmek lazım.
Benim güzel gözlü, güzel göğüslü Selin örneğimde olduğu gibi, hiçbir zaman küllenmez bu savaş, kor halinde durur ve her an aniden parlayıverebilir.
Parlasınnnnn!
Yorum Sayısı
0
Ben bazı kızlara sorardım, “Sence en erotik meyva nedir?” diye. Limon diyene rastlamadım tabii, ama portakal diyene rastladım mesela. Benim favorim ise incirdir. Ballı incirler!
5.6.2008
Gerilim azalıyorsa geri çekilmekte fayda var. Ben öyle yaparım. Geri çekilirim ki, artık üç gün sonra mı olur, üç ay sonra mı, üç yıl sonra mı, hayat içinde bir daha karşılaşınca gerilim bizi yine tutuştursun.
29.5.2008