Kerem Bengi
bengikerem@yahoo.com
Şu erkeklerin kendilerini bir şey sanmaları yok mu, beni illet ediyor. Öf, ne önemserler kendilerini. Bütün kızlar onlara âşıktır. Hiç düşünmezler ki, öbür erkekler de aynı şeyi düşünür. Yani her erkek, bütün kadınların kendisine hayran olduğunu düşünür. Sanki benim kız tavlamak için kıvranan! Bir kere bir kız kapsın, tamam artık…
Berlin her zaman söyler: “Kendi Jane’inin Tarzan’ı ol yeter. Tarzan da zaten Jane’in Tarzan’ıdır. Tarzan olmanın başka yolu yok. Kadınlar bu bakımdan üstün varlıklardır. Onlar kendi Tarzan’larının Jane’i olmaya amadedir. Bunda da samimidirler…”
Evet, kızlar erkekler gibi değildir. Onlar kendilerini böyle bir şey sanmaz. Onların sanmaları başkadır, daha hoşgörülebilir burnubüyüklüklerdir. Evet, kendilerinden memnun olmak veya memnun görünmek isterler tabii, ama bu sağlıklı bir şeydir.
Bu yaşta Berlin’e hak vereceğim hiç aklıma gelmezdi, ama her zaman söylediği şu lafına hak verdim: “Ooğğlum, erkeklerin çoğu hödüktür, hödük; sen olma.”
Orgazm taklidi meselesine devam ediyorum… Gelen mektuplardan anladığım kadarıyla meğer bayağı böyle sahte orgazm vakası varmış. Ve mektuplarda anlatılanlar tamamen erkeklerin kendini bilmezliğini ortaya koyuyor. Kendilerini dünyanın en iyi sevişen erkeği sanıyorlar herhalde. Sevgilerinin, manitalarının, karılarının –nasıl tanımlıyorlarsa artık- ne durumda olduğunu hiç düşünmedikleri anlaşılıyor.
Seksek kaslarla yapılır, seks ise bedenler kullanılsa da kafada başlayıp kafada biten bir maceradır. Bu erkeklerin kafası bozuk, karışık yani, dejenere olmuş. Bu da benim kafamı bozuyor işte. Kadınlarla bir dayanışma örgütü mü kursam acaba diye düşünüyorum.
Benim kadınlara bakışımda cinsellik hep ön plandadır, ne yalan söyleyeyim. Ama orgazm taklidi hikâyelerini dinledikçe, bu hikâyeleri anlatan kızlarla başka bir bağ hissettim aramda. Bir kere, samimiyetleri çarptı beni. Cesaretleri çarptı. Sadakatleri çarptı. Kendilerini bilmeleri de. Mektuplarda söz konusu edilen erkekler de gözüme, büyümemiş, erkek olmamış çocuklar olarak göründü. Belki o mektupları yazan kadınlara da biraz öyle görünmüşlerdir. Bir şefkat vardı sanki yazdıklarında.
Hep erken gelen bir Tarzan ha! Tafrasından geçilmeyen şu erkekler biraz samimi olsa, ilk adımı da atmış olacaklar adam olma yolunda. Kadınlar birçok bakımdan bilmecedir, doğru. Ama erkekler sürekli kaçar kendilerinden. Bir baksanıza, kadınların sorunlarını, zaaflarını konuşabiliyoruz uluorta, onlar da söylüyorlar, ama erkekler tunç bedenli tanrılar gibi kurum kurum kuruluyor.
Bir samimiyet başlangıcı olarak, belki başka erkeklere de cesaret verir diye, kendimden örnek vereyim. Bir keresinde başıma böyle bir sorun geldi: erken boşalma. Önce şaşırdım doğrusu; alışık olduğum bir şey değildi bu durum. Bu yeni ve berbat durumun o zamanki sevgilimle de bir ilgisi vardı. Şimdi oralara girmeyeyim. Herşeyi denedim. Doğrusu sevgilim de hiç yardımcı olmuyordu bana. Bu durumdan şikâyetçiydi tabii, ama bir yandan da memnundu. Beni eziyordu bu konu zaten ve o da her seferinde yaramı biraz daha kanırtıyordu.
İnternette kendi çapımda bir araştırma yaptım, Taocu sevişme kitaplarını okuyup, teknikleri öğrendim, Kamasutra’yı hatmettim. Çeşitli egzersizler yaptım… Doktora gittim, fiziksel bir rahatsızlığım var mı diye… Nafile. Sonunda, demin de dediğim gibi, sevgilimin de bu durumdan gizliden gizliye bir haz aldığının, ezildiğimi görme hazzı aldığının farkına vardım. (Bu da ayrı ve ilginç bir konudur aslında.) Anladım ki, aşağılarda değil sorun, en yukarıda, kafada. Sevgilimle ilişkimde, öncekilere ve sonrakilere benzemeyen bir yan vardı. Bir tür bağlanma, bir tür zaaf. (Bağlanma zaaf mıdır?) Onu memnun etme mecburiyeti hissediyordum sanki her bakımdan. Gündelik bir sürü olayda da. Ve bu, yatağa da yansıyordu tabii. Ama sizin de bildiğiniz gibi, insan kafasında başkasını memnun etme takıntısı varken bu işi iyi yapamaz. Bir sevişme böyle olmaz zaten. Sen birşeyler yaparsın, o da birşeyler yapar; bunların karşılıklı gelmesi, karşılıklı memnuniyet vermesi durumudur sevişme, öyle değil mi?
İşte, bu mecburiyeti sildim kafamdan. Ne mecburiyeti! Boş verdim. Gündelik ilişkimiz de rahatladı, sevişmelerimiz de.
Haa, o okuduğum Taocu sevişme sanatları, Kamasutra teknikleri filan mı? Onlar yanıma kâr kaldı tabii. Kötü bir tecrübeden kalan değerli şeyler. İşin sırrı kendini kontrol edebilmekte. Kendi vücudunu bilmek ve kontrol edebilmekte. İşin sırrı kendini bilmekte yani. Gel de kızma şu kendini bilmez erkeklere.
Yorum Sayısı
0
Gerilim azalıyorsa geri çekilmekte fayda var. Ben öyle yaparım. Geri çekilirim ki, artık üç gün sonra mı olur, üç ay sonra mı, üç yıl sonra mı, hayat içinde bir daha karşılaşınca gerilim bizi yine tutuştursun.
29.5.2008
Ahyaaaaaaaaaaaak!!! Bu kadarı da olmaz artık. Herşeyin taklidi yapılabilir ve bu öyle ya da böyle anlayışla karşılanabilir, ama hiç orgazm taklidi yapılır mı ya!
17.4.2008
Kerem Bengi’nin canına tak etti ve kendisini Medyakronik’te istemeyen okurlara çıkıştı.
8.4.2008
“Huri ile işler zaten iyi gitmiyordu. Yollarımızı ayırdık. Benim yolum Japonya’ya düştü işte.”
2.4.2008
Yazarımız Kerem Bengi terk edildi! Bengi’nin aldığı bu “son mektup” kadınların gözünde Bengi’nin nerede olduğunu çok iyi anlatıyor…
26.3.2008
Erkekler kadınların neresine bakar biliyoruz ama kadınların nereye baktığını hiç düşünmemiştim…
19.3.2008
Kerem Bengi, macerasının nasıl başladığını anlatıyor: Herşey Bali’de bir tatil köyünde, Dewi’nin dudaklarında başladı benim için.
12.3.2008
Kendi camiası içinde, ardında bıraktığı gözü yaşlı genç kızlarla nam salan Kerem Bengi, bundan böyle her çarşamba hayata, ama özellikle de kızlara ve ilişkilere dair yazılarıyla Medyakronik’te…
5.3.2008