Kör olası çöpçüler kağıtları yürütmüşler

“Hakkâri’den Ankara’ya Kâğıtçılar” belgeseli, zorunlu göçü ve devletin iş vaadiyle umutlandırdığı insanları ve sonradan o insanları nasıl boşverdiğini gözler önüne seriyor.

17/04/08 - 17:47

haberin fotoğrafları

1

Mine Savaş
msavas@bilgi.edu.tr


Önemli notların alındığı ya da karalama yaptığımız, bazen boş yere çöpe attığımız kâğıtlar… Kâğıt bir insan hayatı için ne kadar önemli olabilir? Kimileri için vazgeçilmez olan kâğıdı “ekmek” olarak görenler var ve tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de kâğıt uğruna bir savaş veriliyor. Türkiye’de bir yıl içerisinde ortalama kişi başı kâğıt tüketimi 42 kilogram. En fazla kâğıt tüketimi ise kişi başına yıllık 332 kilogramla Amerika Birleşik Devletleri (ABD). Peki, bu kâğıtların ne kadarı geri dönüşüme gidiyor? Türkiye’de atık kâğıdın geri kazanımı yüzde 42–43 civarında kalırken, AB ortalaması 56,3 düzeyinde bulunuyor. Avrupa Birliği ülkeleri arasındaki Almanya, yüzde 72 ile geri kazanımda en yüksek orana sahip ülkelerden biri. Türkiye’de kâğıt toplayıcılarının sessiz mücadelesi ise çoğu insanın dikkatini bile çekmiyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Göç Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi, çöpten kâğıt toplayanlarla ilgili bir çalışma yaptı ve Alper Şen “Hakkâri’den Ankara’ya Kâğıtçılar” isimli bir belgesel çekti. Belgeselde, 1994’te Hakkâri’nin Ördekli köyünden Ankara’ya göç etmek zorunda bırakılan insanların hikâyesi anlatılıyor. İş bulma umuduyla köylerinden Ankara’ya gelen bu insanlar yapacak hiçbir iş bulamadıkları için çöpten kâğıt toplamaya başlıyor. Zorlu da olsa bu işe alışıyorlar, ama bu sefer de kendilerini “belediyelerarası savaş”ın ortasında buluyorlar. Kader onlar için yine değişmiyor… Ankara’nın Türközü ilçesindeki ardiyeleri yıkılıyor ve bir kez daha göç etmek zorunda bırakılıyorlar.

Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Çankaya Belediyesi’nin farklı iki çöp firmasıyla anlaşması sonucunda, kendi halinde ekmek paralarını kazanan ve aslında doğal kaynak tasarrufu açısından önemli bir iş gerçekleştiren kâğıt toplayıcıları, şimdilerde “kaçak çöp toplayıcıları” olarak anılıyor. Çünkü çöp toplayan firmalara göre, Ankara’daki çöp kendilerine ait ve başka kimse kâğıt toplayamaz.

Oysa seçimlerden önce Ankara Büyükşehir Belediyesi kâğıt toplayıcılarına iş sözü veriyor. Fakat seçimlerden tam bir hafta sonra göçmen çöp toplayıcılarının Türközü’ndeki ardiyeleri yıkılıyor, kâğıt toplamaları da yasaklanıyor.

Günde ortalama 10 – 15 YTL kazanan ve yaşları 13 – 60 arasında değişen Hakkârili kâğıt toplayıcıları, belediyeler arasındaki anlaşmazlığın bitmesini, kendilerine verilen sözlerin tutulmasını bekliyor. Bu bekleyişi yasal yollardan hızlandırabilmek için de kâğıt toplayıcısı Hamit Temel’in önderliğinde “Kooperatif Yolunda Geri Kazanım Derneği” kuruluyor. Hamit Temel, Ankara’da zabıta ekiplerinden şiddet gördüklerini, topladıkları kâğıtların ellerinden alındığını söylüyor. Sadece Ankara’da yaklaşık üç–dört bin kâğıt toplayıcısı olduğunu belirten Temel, Brezilya, Meksika ve Hindistan gibi ülkelerde kâğıt toplayıcılarının Türkiye’deki kadar kötü muamele görmediğini, hatta onlara iş olanakları sağlandığını anlatıyor.

“Hakkâri’den Ankara’ya Kâğıtçılar” belgeselinin yapımcısı ve yönetmeni Alper Şen, 2001’de “Kâğıtçıların hayatı ne kadar da ilginç” sözüyle yola çıktıklarını ve amatörce bir hevesle onların hayatını çekmeye başladıklarını söylüyor. Zamanla göçün ne demek olduğunu anladıklarını ve Türkiye’nin başkentinde, kimilerinin görmezlikten geldiği sıkıntıları anlatıyor.

“Hakkâri’den Ankara’ya Kâğıtçılar” belgeseli İstanbul Bilgi Üniversitesi kütüphanesinde bulunabilir.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan MEDYAKRONİK sorumlu tutulamaz.

Yorumlar Yorum Sayısı 1

Yorum Ekle

MehtapMutlu (Yazar'ın tüm yorumları) 28.4.2008 - 05:02

Kör olası çöpçüler kağıtları yürütmüşler… Hmmm.. Peki ne olacak bu memleketimin hali? Bir de bu soruyu bıçak altına habire yatırmaktansa bu hastlalıklı bünyeyi yok etmek gerekmez mi? Ya da tamamen kendi haline bırakmak. Çok tezatlaşıyoruz... Ben de! Düşünüyoruz... Hep de düşündük.'' Düşünsenize...'' diye başlayan cümlelerin hemen ardından, düşünmekten ve/ve de bunu gütmekten başka bir şey yaptığımız yok ki! Duyarlılığa mı davet etmedik Canım Memleketim'in Canım İnsanları'nı... ''Hep birlikte el ele...'' diye sloganlar mı atılmadı bu ve benzeri konularla igili? Soruyorum. ''Evet'' deniyor. Peki bu bozuk düzenin tekleyen çarkında ne yapmak gerekir? İşte her yol Bağdat hesabı biraz da misilleme. Yazı ve detayları hoştu. Bu konuda aksi fikir güdmüyorum ama habirelikten vazgeçmeyi tanzim ederim. İçtenlikle,

16 Ekim Perşembe