Suyun kaldırma kuvveti

“Huri ile işler zaten iyi gitmiyordu. Yollarımızı ayırdık. Benim yolum Japonya’ya düştü işte.”

2/04/08 - 17:57

Kerem Bengi
kbengi@medyakronik.com



Suşi en ünlü Japon yemeği; biliyorsunuzdur. Yoşimi de en güzel Japon kızlarından biri; bilmiyorsunuzdur, ama bana inanabilirsiniz.

Ben denizden bir tek babam çıksa yemem (Berlin bu, kesin mideme oturur benim), onun için damağım hazırdı zaten suşiye. Burada arayacağım iyi yapılmış suşiyi, birçok yerde yapılıyor artık, idare edeceğiz!

Ama Yoşimi’nin eksikliğini çekeceğim. (Allah kavuştursun deyin, belki önümüzdeki sene master yapmak için Türkiye’ye gelecek. Cazibeme dayanamadı tabii! Bu arada, Huri ile işler zaten iyi gitmiyordu. Yollarımızı ayırdık. Benim yolum Japonya’ya düştü işte.) Ne diyordum; haa Japon kızları, evet onların eksikliğine hep hayıflanacağım. Ben hiç inanmam, ama yine de bir Türk belki gerçekten de dünyaya bedeldir, fakat bir Türk kızı bir Japon kızının eline su bile dökemez bence. Örneklerle anlatmaya çalışayım. İlk örneğimi veriyorum:

Bir Türk kızının dili (sözlükteki bütün anlamlarıyla), insanın, mesela benim, kulağını tırmalar fena halde. Bir Japon kızının ise dili (her anlamda ve her bakımdan) kulağınızı okşar. Dilin kulağın içinde ne işi var, demeyin. Çok önemli ve ince işler bunlar. Tabii, hiç Japon bir kızla samimi olmadığınız için bunu anlamakta güçlük çektiğinizi anlıyorum… Şu kadarını söyleyeyim, ben kendi kulağımın bu kadar erotik olduğunu hiç bilmiyordum!

Hem, sadece dil mi? Siz hiç, kulağınızı tutan, okşayan, kulağınıza yaptığı parmak masajıyla sizi ayıltan veya bayıltan bir Türk kızına rastladınız mı? Olsa olsa çekmek için tutmuşlardır kulağınızı.

Sonra, rahat ve komplekssizdir Japon kızları. Anladığım kadarıyla, aşırı Amerikan etkisiyle biraz bozulmuşlar, ama yine de öyleler, yani komplekssiz. Zaten bizimkinden tamamen başka bir kültür. Ne bileyim, mesela çıplaklıkla sorunları yok. Mini etekli kadınlar bile gayet rahat bisiklete biniyor mesela.

Erkeklerle ilişkilerinde de bizim Türk kızları gibi kurum kurum kurulmuyorlar.

Şöyle bir şey oldu: Çalıştığım şirketin Japon ortağının Japonya’ya götüreceği kişilerden biri olduğum belli olunca, Berlin dedi ki, “Sen beni dinle de sakal bırak”. Japon kızları uzun boylu ve sakallı erkeklere bayılıyormuş. “Sahi, sen Japonya’ya gitmiştin, anlat bakalım,” diye üstüne atladım konunun. “Yok canım,” diye çıkıştı, “kendimi senin seks hikâyelerinde görmekten bıktım. Biraz kendinden bahsetsene beni meşhur edeceğine.”

“Hadi hadi, onun için mi hep sakallı dolaşıyorsun sen? Artık Türkiye’desin, uyan,” diye üste çıkmaya ve ağzından laf almaya çalıştıysam da işe yaramadı. Ama Berlin’in Japonya’da birine her yıl bir şişe Türk şarabı gönderdiğini biliyorum da, nedenini bilmiyorum.

Neyse, Berlin’in tavsiyesine uydum tabii. Japonya’da bir ilgi, bir ilgi… Dönüş yolunda, uçakta, beraber gittiğimiz arkadaşlardan en matrak olanı Selim, yanında oturan iki Japon kadınla sohbet ederken, “Ben kısa ve sakalsız olduğum için Japon kızları hep arkadaşımla ilgilendi. Oysa ben ondan daha yakışıklıyım. Bakın şuna yakışıklı mı yani?” diye sızlandı. Kadınlar hemen eğilip bana baktı ve “Evet, yakışıklı,” dediler. İşyerinin ciddi havasında bile sakin, ciddi duramayan Selim, uçak yolculuğunun dokuzuncu saatinde artık dayanamayıp bütün zincirlerini atmıştı. Bu sefer, uçağa biner binmez ağına düşürdüğü Türk hostese seslendi: “Şu maymun gibi adama bir bakın lütfen! Uzun boylu ve sakallı olduğu için Japon kızları bayılıyor ona. Acaba Türk kızları ne düşünüyor? Sizce de yakışıklı mı yani?”

Tıss! “Hıh!” deyip, burnunu yukarı kaldırıp kafasını çevirerek cevap vermeden yanımızdan geçti hostes. Selim de, ben de, bana yakışıklı dediler diye Japon kadınların benim seks kölem olmaya amade olduklarını düşünmemiştik tabii. Ya da bende gözleri olduğunu, bana âşık olduklarını… Japonlar da bizim böyle düşünmeyeceğimizi düşünmüştü herhalde ya da bizim ne düşündüğümüzle pek de ilgili değillerdi. Samimi görüşlerini söylüyorlardı sadece.

Ama Türk kızı söylemez. Birini yakışıklı bulduğunu söylerse karizmasının yıkılacağını, egosunun yerlebir olacağını, onurunun zedeleneceğini, zayıf duruma düşeceğini filan düşünür. O kişiyi hayatta bir kere daha hiç görmeyeceğini bilse bile söylemez. Söylerse, karşısındakinin anlayacağı şeyin kendi söylediği şey olmadığını düşünür, çünkü zaten Türk kızlarının düşündüğü şey, genellikle, söylediği şey değildir.

Neyse, bu konu çok uzadı. Ben Japonya’ya döneyim yine.

Japon kadınları yaşlarını hiç göstermiyor. Henüz 15’inde sandığınız biri, bir bakıyorsunuz 18-19 yaşında ya da 21-22 gösteren biri, bir bakıyorsunuz 30’larında. Yoşimi mesela, ben 22 filan sanıyordum 31 yaşında çıktı. Hiç sakıncası yok bence.

En son gün Nagazaki yakınlarında bir adaya gittik. Güzel, neredeyse çepeçevre kapalı küçük bir koydaki plaja yayıldık. Denizin ortasına, şöyle 6 metreye 6 metre ebadında suya yapışık bir platform koymuşlar. İnsanlar yüzüyor, orada seriliyor, denize atlıyor falan… Biraz sonra ben de yüzüp o platforma çıktım. Platformdaki ve etrafındaki erkekler, çıkıp atlamaya, oynamaya devam etti, ama ne yalan söyleyeyim, kızlar, sanki Atlantis’ten gelmişim gibi etrafımı sardı. Bir ilgi, bir ilgi. Eridim doğrusu. Neredeyse küçük bir plaj haremi oluştu. Bir ikisi İngilizce biliyordu; çok geçmeden, İngilizce bilmeyenlerin sorularını ve laflarını da çevirmeye başladılar. Hani neredeyse, bir de dokunacaklardı meraktan. Doğrusu benim de meraklarım vardı ve o platformda bu meraklarım arttı.

Tam bu sırada, kumsalda güneşlenmeye bıraktığım Yoşimi gelip dokunmak nasıl olurmuş gösterdi ve beni denize attı. El sallayıp kızlar platformundan uzaklaştık…

Dönüşü bekleyecek kadar sabırlı değildik ve su bizi gözlerden saklayabilecek kadar güzel, mavi bir karanlıktı. Suyun kaldırma kuvvetinin bu kadar kuvvetli olduğunu bilmiyordum.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan MEDYAKRONİK sorumlu tutulamaz.

Yorumlar Yorum Sayısı 0

Yorum Ekle

11 Ekim Cumartesi

haberin geçmişi

  • Kendini Tarzan sanan erkekler

    Seksek kaslarla yapılır, seks ise bedenler kullanılsa da kafada başlayıp kafada biten bir maceradır.

    24.4.2008

  • Orgazm taklidi

    Ahyaaaaaaaaaaaak!!! Bu kadarı da olmaz artık. Herşeyin taklidi yapılabilir ve bu öyle ya da böyle anlayışla karşılanabilir, ama hiç orgazm taklidi yapılır mı ya!

    17.4.2008