Kerem Bengi
kbengi@medyakronik.com
Kerem,
Sana nasıl hitap edeceğimi bilmiyorum, ama bu mektubu yazmamam gerektiğini biliyorum. Yazmamam gerekiyor, çünkü anlamı yok. Senin anlayacağını da sanmıyorum. Beni zaten ne zaman anladın ki! Ama yine de yazıyorum, çünkü artık içimde bir şey kalmasını istemiyorum. Ve bu mektubu atınca seni de içimden atmış olacağım için yazıyorum.
Hiç olmazsa bunun değerini bil. Ben sana karşı her zaman açık oldum; şimdi olduğu gibi. Ama sen hiç de açık davranmadın. Cep numaranı bile vermedin bana. İlke kararıymış! Hep sen arayınca bulmak istiyorsun, ama sen aranınca bulunmak istemiyorsun. Bu nasıl bir ilişki? “Kızılmaske seni bulur,” gibi şakaların onun için hiç de komik değildi. Hatta yaraladı beni. Ama sen esprilerle geçiştirdin benim yaralandığım zamanları. “Zaten pek kullanmıyorum,” demen de doğru değildi aslında. Berlin’le konuşuyordun, Banu da seni cebinden arayabiliyordu, ama sıra bana gelince…
Numaranın görünmemesini tercih ettiğin için, sen hep bilinmeyen bir numaraydın. Ne tuhaf, ilişkimiz de hep bilinmeyen bir şeydi zaten. Bilinmemek için herşeyi yaptın ve ne güzel olabilecek bir ilişkiyi öldürdün.
Hiçbir zaman ne hissettiğini söylemedin sen. Ne istediğini söyledin, o kadar. Ama benim ne istediğimle neredeyse hiç ilgilenmedin. Ben yokmuşum gibi yaşadın. Ben “Artık bitirelim, daha fazla sürdüremeyeceğim bu ilişkiyi,” dediğimde bile bir şey demedin. “Nasıl istersen,” deyip kalkıp gittin. Madem bu kadar kolay vazgeçebiliyordun bu ilişkiden ve benden, neden sürdürdün dört aydır?
Ben söyleyeyim. Sen nezle gibisin. Hemen birine bulaşıyorsun ve bir türlü atılamıyorsun. Kimse yataklara düşmüyor, ama zamanla paçavraya çeviriyorsun insanı; paçavra hastalığı işte. Sonra da bırakıyorsun, çünkü bir başkasına nezleyi bulaştırmış oluyorsun. Senin, yani senin mikrobunun taşıyıcısı olmaktan başka bir şey olamıyor senle ilişkiye giren.
Şimdi bir hastalıktan kurtulmuş gibiyim. Artık paçavra gibi hissetmiyorum kendimi.
Evet, ben de eğlendim tabii, hoşuma giden şeyler oldu, ama bir yandan da hep paçavra gibi hissettirdin kendimi bana. Bir kere olsun beni sevdiğini söylemedin mesela. Ben söylediğimde de, sanki çok önemsiz bir şey söylüyormuşum gibi davrandın. Söylediğime pişman ettin her seferinde. Bir kere bile söylemedin. “Ben böyle şeyleri konuşmaktan hoşlanmam,” demen de hiç samimi değildi.
Ayrıca, bana ettiğin tatlı lafların çoğunu sevişirken söylemiş olman da hep kırdı beni. Bir sürü açık saçık lafın arasında onları da söylüyordun, ama sonra yine uzaklaşıyordun. Sen bir tek sevişirken yakındın bana.
Seni çok iyi tanıyorum ben Kerem… Aslında beni sevdiğini söylemekten hep korktun. Aslında kendinden, kendi duygularınla yüzleşmekten korkuyorsun sen. Bir kere söyleseydin, beni sevdiğini sen de anlayacaktın belki. Seni uyurken seyrederdim bazan. Öyle tatlı, öyle masum uyurdun ki, o zaman anlardım beni sevdiğini. “Beni sevmese bu kadar huzurlu, bu kadar masum uyuyamaz,” derdim. Ama uyanınca o masumluğundan, uysallığından eser kalmazdı. Sonra bazan, üstelik hiç gerek yokken ya da uygun bir durum değilken öyle tatlı bir şey yapardın ya da öyle tatlı bakardın ki, “Hah, işte uykudaki Kerem geldi,” derdim.
Bir kere söyleseydin beni sevdiğini, belki rahatlayacaktın, korkunu ve kabızlığını atacaktın. Öyle hissederdim, çünkü o tatlılıkların bütün kırgınlığımı unuttururdu. Gerçekten bir sevgili gibi davranabileceğini düşündürürdü bana. Ama yoruldum.
Çünkü sen kendi başına kalınca tatlısın, çekicisin aslında. Zaten ben de seni kendi başınayken görüp beğenmiştim. Seni Sinan’ın banyosuna kapayıp sarılma cesaretini de bundan almıştım.
Zehirli bir çiçek, hatta pasparlak, şahane renkleri olan zehirli bir yılan gibisin sen. Dokununca, sevince zehrini akıtıyorsun. Onun için yalnız kalmaya mahkûmsun sen. Sen kendi kendini yalnızlığa mahkûm etmişsin. Hiçkimse sana uzun süre katlanamaz. Sana benim kadar değer veren ve sabır gösteren birini bulamayacağını da biliyorum. Hatta bundan eminim. Umarım yapmadıkların için pişman olmazsın.
Seni çok sevmiş olan Huri.
Seksek kaslarla yapılır, seks ise bedenler kullanılsa da kafada başlayıp kafada biten bir maceradır.
24.4.2008
Ahyaaaaaaaaaaaak!!! Bu kadarı da olmaz artık. Herşeyin taklidi yapılabilir ve bu öyle ya da böyle anlayışla karşılanabilir, ama hiç orgazm taklidi yapılır mı ya!
17.4.2008
Erkekler kadınların neresine bakar biliyoruz ama kadınların nereye baktığını hiç düşünmemiştim…
19.3.2008
Kerem Bengi, macerasının nasıl başladığını anlatıyor: Herşey Bali’de bir tatil köyünde, Dewi’nin dudaklarında başladı benim için.
12.3.2008
Kendi camiası içinde, ardında bıraktığı gözü yaşlı genç kızlarla nam salan Kerem Bengi, bundan böyle her çarşamba hayata, ama özellikle de kızlara ve ilişkilere dair yazılarıyla Medyakronik’te…
5.3.2008
metastas (Yazar'ın tüm yorumları) 29.3.2008 - 12:22
Sitenin genel duruşuyla ne ilgisi var bu Kerem Bengi'nin? Siteye yakışmamış, kaliteyi tabana çekmekten başka bi işlevin yok Kerem Bengi!