agormus@medyakronik.com
Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya’nın geçtiğimiz hafta biterken Anayasa Mahkemesi’nde açtığı Adalet ve Kalkınma Partisi’ni (AK Parti) kapatma davası süreci, iddianamenin Anayasa Mahkemesi üyelerine dağıtılmasıyla birlikte bugün resmen başladı. Aslında süreç gayri resmi olarak hafta sonu başlamıştı; çünkü hafta sonu olduğu için üyelere dağıtılamayan iddianame, Pazar günkü bütün gazetelerde en küçük ayrıntısına kadar vardı ve üyeler, hafta sonunu bu haberleri ve internet sayfalarındaki tam metin iddianameyi okuyarak geçirmişti.
Gerek dünkü ve gerekse bugünkü (17 Mart) gazeteler iddianame ile ilgili çok sayıda yorumla doluydu. Bu yorumların en dikkat çekici olanı, eldeki metnin “zayıflığı”na ilişkindi. O kadar ki, Taraf gazetesi çalışanları, henüz temyiz aşamasında olan, yani hukuken sonuçlanmamış Danıştay Davası çerçevesindeki kimi konuşma ve tanıklıkları dahi iddianamesine aldığı gerekçesiyle Başsavcı Yalçınkaya hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Taraf çalışanlarına göre, Başsavcı, “temyiz aşamasında mütalaası istenmek üzere önüne gelecek bir davadaki bir sanığın sözlerini aleyhte delil olarak sunarak görevini kötüye kullanmış”tı.
İddianamenin tümüyle gazete kupürlerinden oluşmuş olması, yeni hiçbir iddia içermemesi ve AK Parti’yi hiçbir şekilde bağlamayacak kimi konuşmaların dahi delil olarak sunulması (mesela Danıştay’a silahla saldıran Alpaslan Arslan’ın mahkûm olduğu duruşmadan sonra Tayyip Erdoğan’a “şeriatı kurun” çağrısı yapması) iddianameye yöneltilen öbür eleştirilerden birkaçı.
Hafta sonunu, “Kâğıda döktüğünüzde 162, bilgisayar ekranında 338 sayfa tutan, boşlukları dahil 430 bin 77 vuruş, bir başka deyişle 53 bin 453 kelime uzunluğundaki metni” okuyarak geçiren Radikal genel yayın yönetmeni İsmet Berkan da iddianameyi zayıf bulanlardan: “Bir kere şunu söyleyeyim, iddianamede hafızası kuvvetli iyi bir gazete okuyucusunun bilmediği, ilk kez duyduğu hiçbir delil yok. ‘Delil’ olarak kullanılan şeylerin büyük çoğunluğu zaten demeç, miting konuşması, yazılı açıklama türünden şeyler.”
Berkan, Başsavcı’nın bazı kupürleri de kendine göre yorumlayıp iddianamesine aldığı kanısında: “Mesela meşhur ‘beyaz çarşaf’ sözleri… Hepimiz biliyoruz ki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan bu sözleri CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın, ‘Anayasayı değiştirmek isteyen ihtilali göze alır, idamını göze alır’ sözlerine cevaben söyledi, bir şeriat çağrısı olarak veya dini göndermeli bir şey olarak değil. Ama savcı bu sözleri de iddianamesine almış.”
Berkan, “kanıtlanması imkânsız kimi psikolojik faktörler”in iddianamade kendisine yer bulmasını da yadırgamış:
“Esasen eğer savcı samimi olarak AKP’nin laikliği ortadan kaldırıp şeriat düzenini Türkiye’ye getirmek istediğine, yani demokrasiyi ortadan kaldırmak istediğine inanıyorsa, daha dikkatli davranmalı, delillerini daha iyi toplamalı, işin özeti davayı açmak için zamanlamasını daha iyi yapmalıydı. Sanki iddianame biraz aceleye gelmiş gibi duruyor. Çünkü savcının hem kişisel hem de kurumsal prestiji söz konusu. Eğer bu davanın sonunda AKP kapatılmazsa, savcı açısından bakıldığında büyük bir ‘fırsat’ kaçmış olacak. Bu denli önemli bir konuda savcının tek atımlık barutu olabilir ve o da bütün barutunu bu iddianamede harcamış gibi gözüküyor. Fakat bana soracak olursanız o barut, savcının amacına ulaşmasına yeterli değil!
“Yine savcı açısından, kendimi onun yerine koyarak düşündüğümde, ‘Büyük Ortadoğu Projesi’ BOP’un amacının ‘ılımlı İslam modeli’ olduğu gibi komplo teorilerine sanki mutlak gerçeklermiş gibi inanmak çok da hukukçu tavrı gibi gelmezdi bana. Ben olsam iddianameme kanıtlayamayacağım hiçbir şeyi koymaz, davamla doğrudan ilişkisi olmayan psikolojik faktörleri kullanmayı düşünmezdim bile.”
Taraf gazetesi genel yayın yönetmeni Ahmet Altan, Yargıtay Başsavcısı’nın, davayı salt kendi kararıyla açmış olamayacağı varsayımından hareketle ilginç bir yazı kaleme aldı. “AKP’nin kapatılması halinde, yapılacak ilk seçimde bu partinin yerine kurulacak partinin yüzde ellilerin çok üstünde bir oyla iktidara geleceğini onlar da görüyor olmalı” tespitini yapan ve “o zaman tek amaçları AKP’yi kapatmak olmaz” diyen Altan şöyle devam ediyor:
“AKP kapandıktan sonra en aşağı beş yıllığına seçimleri erteletecek bir başka plan daha olması gerekiyor akıllarında. Böyle bir planları olmadan AKP’yi kapatmaya kalkmak gibi bir çılgınlığa kalkışmazlardı. İşte asıl endişe verici soru da bu: Seçimleri erteletmek için ne yapmayı planlıyorlar? Ve, bu planın ordu içinde bir uzantısı var mı? Eğer, böyle bir planları varsa, bunun anlamı açık. Önümüzdeki bir iki hafta içinde ‘korkunç’ bir olayla karşılaşacağız demektir. Seçimleri erteletecek kadar ‘korkunç’ bir şey.”
Altan, böyle bir girişimin, Rusya’nın desteğini almak ve böylece Türkiye’ye kamp değiştirtmek gibi bir hedefinin de olabileceğini söyledikten sonra yazısını şöyle bitiriyor:
“Darbeciler planlarına uygun olarak ‘o korkunç şeyi’ yapsalar da, onu yapamadan yakalansalar da, Türkiye mutlaka demokrasi hamlelerine hız verip darbeci Kemalizmi devletten kazıyacaktır. Başsavcı, AKP’yi kapatayım derken Kemalizm’i kapattı bence. Dünyayı ve Türkiye’yi yok saymanın bedelini devletin içindeki bütün güçlerini kaybederek ödeyecekler. Bunu göreceksiniz. Şimdi yapılacak tek şey… Onların aklındaki ‘ikinci’ adımı atmalarını önlemek için derhal tedbir almak… Ve, bir dönemin huzur içinde bitmesini sağlamaktır.”
dirimsel (Yazar'ın tüm yorumları) 31.3.2008 - 11:06
İddianame zayıf olsaydı mahkeme geri çevirirdi. Bazıları şunu mu istiyor, "çok oy alan parti isterse ülkenin rejimini değiştirebilir". Bu demokrasi öyle mi? Bu ülkede her kadın kapansa bu liberallerin çoğu çoluğunu çocuğunu alıp Amerikaya giderler