İlk görüşte…

Kendi camiası içinde, ardında bıraktığı gözü yaşlı genç kızlarla nam salan Kerem Bengi, bundan böyle her çarşamba hayata, ama özellikle de kızlara ve ilişkilere dair yazılarıyla Medyakronik’te…

5/03/08 - 19:15

Kerem Bengi
kbengi@medyakronik.com


Kız tam ben çişimi yaparken banyoya girip kapıyı da içeriden kilitlediğinde, evde en azından 50 kişi vardı. Evdeki tanımadığım birçok kişi gibi, kızı da tanımıyordum. Gelip arkadan sarıldığında da çaresizdim. Çünkü ellerim kendimle meşguldü.

Doğrusu, ben ilk görüşte aşka değil de, ilk görüşte sekse inanırım, ama bu kadarı benim için bile fazlaydı. Fazlaydı, çünkü ben onu görmemiştim ki. Pek tek taraflıydı yani. Benim ilk görüşten anladığım, kadınla erkeğin birbirlerini ilk görüşü…

Neyse, apar topar toplanmaya çalıştım, bu aciz, bir şey yapamaz durumdan kurtulmak için. Banyo evden daha da loştu, üstelik girer girmez ışığı kapatmıştı. Onun için yüzümü döndüğümde de kızın yüzünü gördüğümü, neye benzediğini söyleyemem.

Ama ilk anda anladığım kadarıyla vücudunu beğendim. “Vücudunu nereden gördün peki?” diyeceksiniz. Vücudunun güzel olduğunu anladım, çünkü ben döner dönmez bu sefer önden sarılıverdi. Birden dudaklarımda dolgun ve yumuşak bir ıslaklık belirdi. Ben de ister istemez sarıldım ona.

Bilmem biliyor musunuz, eller çok iyi görür; bazan gözlerin gördüğünden bile iyi. Ellerimin gördükleri hiç de fena değildi. Kalçasını bana doğru kuvvetlice ittirmeye çalıştığı için iyice belirginleşen bel çukuru, beni… Neyse… Ama yaptığı bu hareket, merak ettiğim önemli bir şeyi anlamamı zorlaştırıyordu. Bu hareket poposunu ellerim için flulaştırdığından, iyi göremiyordum.

Sonunda, omuzlarından tutup hafifçe ittim ve dudaklarımı da koparıp biraz uzaklaştım. Ne yalan söyleyeyim, ben heryerde sevişilebileceğine inanırım; onun için, uzaklaşmamın banyonun uygun bir mekân olup olmamasıyla ilgisi yoktu. Sadece, görmediğim biriyle sevişmek tuhaf geldi bana. Hem adaletsiz de bir durum. O beni biliyor, neye benzediğimi biliyor, ben onu bilmiyordum. Kendimi elkoyulmuş gibi hissettim ve bu hoşuma gitmedi. Kapıyı açıp çıktım.

Evet, ben akşam 7 vapuruyla, yani biraz geç gitmiştim, ama yine de daha insanlar sarhoş olmuş olamazdı. Zaten beni banyoda yalnız bırakmayan kız da hiç sarhoş gibi değildi.

Martın başıydı, ama Mayısı aratmayan bir hava vardı. Heybeliada’da da bir ev tutan Sinan, orada parti veriyordu. Benim üniversiteden arkadaşım olan Sinan bir reklam ajansında çalışıyor. Bu yüzden biraz karışık bir kalabalık vardı: reklamcılar, halkla ilişkilerciler, kimi şirketlerde çalışan insanlar, dergiciler ve birkaç da gazeteci. Çoğu genç. Ben de bir süre bir reklam ajansında çalıştığım için Sinan’la ortak arkadaşlarımız vardı ve dergicilerden de bir kısmını tanıyordum.

Ev güzeldi. Geniş bir salonu vardı. Ben eve girdiğimde bangır bangır müzik çalıyordu. Bazıları koltuklara, kanepelere, bir köşede duran divana ve yerlere oturmuştu. Bir kısmı da ayaktaydı. Kimileri de dışarıdaydı. Büyükçe bir bahçesi vardı evin. Bahçe biraz ötede çam ağaçlarıyla birleşip kuytulaşıyordu.

Neyse, banyodan çıktıktan sonra bir Bloody Mary yapıp arkadaşlarla hoşbeş etmeye koyuldum. O arada, benimkinden özenen Cem’e de bir Bloody Mary yapıp geldim. Zaten mutfak bölümüne yakın bir yerde duruyorduk. Biraz sonra bir kız geldi bizim grubun yanına, ucundan kıyısından sohbete katıldı. Kendi haline bırakılmış simsiyah uzun saçları, güzelce bir yüzü vardı. “Acaba…” diye geçirdim içimden; “benim banyoda ellerimle gördüğüm kız olmasın bu?”

Bir türlü emin olamıyordum tabii. Eh, dudakları benim dudaklarıma yapışan dudaklar olabilir gibiydi. Ellerimle anlayabildiğim kadarıyla bu kız da banyodaki gibi ince bir kumaştan uzun bir elbise giyiyordu. Sarılma durumundan anladığım kadarıyla boyu da denk düşüyordu banyodaki kıza…

Bu arada bizim grup iyice seyreldi. Ama kız gitmiyordu. Sonunda, yanımızdaki Cem’e dönüp o da bir Bloody Mary istedi. Cem de beni işaret etti, “Bunun üstadı o,” dedi. Bir tane de onun için yaptım. O arada Cem de gitti ve o kalabalıkta biz kızla kaldık başbaşa. Ben bu sefer kendime bir Bloody Mary daha yapmak için harekete geçmiştim ki, kendisi için de bir tane daha yapmamı istedi. İki Mary ile geldim. Artık yorulmuştum, bir sandalye bulup oturdum. O da, yanda dolap gibi bir şey vardı, onun üstüne oturdu. Bir sürü soru sorup duruyordu. Benim de keçiliğim tutmuştu, olabilecek en kısa, kestirme cevapları veriyordum. O beni konuşturmaya çalıştıkça, ben daha da az şey söylüyor, sorulardan sıyrılıyordum. Ve bir tane daha Bloody Mary istedi. İkimize birer tane daha yapıp yerime oturdum.

“Ben Huri,” dedi.

“Ben de Kerem.”

“Hiç fena değilsin” diye ekledi hemen.

“Bloody Mary’den mi bahsediyorsun? Eh, fena sayılmam, bizim Berlin’in (babam olur) yanında staj yapıyorum yıllardır.”

“Bloody Mary şahane, ama ben banyodaki senden bahsediyordum.”

“Haa, demek sendin o… Benim de ellerim gözlerimden daha çok beğendi seni. Ne de olsa ellerim daha çok ve daha yakından gördü. Ellerimin gördüğünü gözlerimden saklamak haksızlık olacak…”

Sırtımı okşamaya, saçlarımla oynamaya başladı ve sonunda, “Hadi gel dışarı çıkalım,” dedi. Fena bir fikir gibi görünmedi bana da.

Doğrusu cazip bir hali vardı. Ben zaten o kendi haline bırakılmış uzun siyah saçları görünce hafifçe kendimden geçmiştim. Bu takıntıyı nereden edindim bilmiyorum, ama kendi haline bırakılmış saçlar, kendi haline bırakılmış hayat gibi yaşama sevinci verir bana; o saçların sahibine kendimi bırakmaya hazırımdır. (Bu arada, düz saçlar kendi haline bırakılamaz, kötü olur.)

Böylece, bahçenin kuytu bir köşesinde bir ağacın altında Huri’yle yanyana otururken buldum kendimi. Ve kabyetmem de (yani kendimi) çok uzun sürmedi. Neredeyim, diye bir ara kendimi topladığımda, Huri’nin dudaklarında olduğumu anladım. Ve benim de bacaklarım, Cemal Süreya’nın dediği gibi “tarifsiz uzayordu”. Ve ikimizin de kolları çook uzundu ve gece de çok uzundu ve biz de artık uzanıyorduk ve artık utanmıyorduk.

Ertesi gün aynı vapurla döndük. Gündüz gözüyle de pek cazip görünüyordu. Bana bir kartını verdi. Bir bankanın finans bölümünde çalışıyordu. Ertesi akşam yemek yemek üzere sözleştik.

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan MEDYAKRONİK sorumlu tutulamaz.

Yorumlar Yorum Sayısı 11

Yorum Ekle Diğer Yorumlar

hatred (Yazar'ın tüm yorumları) 23.4.2008 - 05:04

Arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim o zaman ben de. Burası meyhane mi, arkadaş kollamaları meşru göreceğiz ? Yapma allasen, üzüyorsun beni =)=)=)=)=)

yomadafaka (Yazar'ın tüm yorumları) 21.4.2008 - 03:48

Çünkü herkes kimin yazdığını biliyor bu yazıları, senin şikayet ettiğin kişi onların arkadaşı zaten. Ne diyecek adam!

hatred (Yazar'ın tüm yorumları) 20.4.2008 - 09:16

Asıl garip olan, bu tür yazarın barındırıldığı ve bu tür yazıların yayınlandığı bu siteden hocalarınıza gidip eleştiride bulunduğunuzda, suratlarına ruh hastası bir gülümseme yerleşiyor, yaramazlık yapmış çocuk gibi başlarını öne eğiyorlar. Fesuphanallah ya, vakıf üniversitesi muabbetleri...

yomadafaka (Yazar'ın tüm yorumları) 3.4.2008 - 12:41

Cinsel problemi olan andropozlu arkadaşların ego tatmin merkezi mi acaba buralar! 'moskovaninsesi' olmuş herkesin sesi, ne de güzel konuşmuş...Çok kaliteli siteymiş maşşalllahhh!! Böyle bir site, böyle erotik yazılar tüm üniversitelerin başına.

moskovaninsesi (Yazar'ın tüm yorumları) 2.4.2008 - 03:24

Çok başarılısın Kerem Bengü. Bak kaç kişi sana yorum yazmış, okunan,sevilen seksi olgun başarılı erkekim benim. Peki, burası ne sitesi canım kardeşim, haber sitesi değil mi? Pekiiiiiiiii, haber sitesinde senin kişiliksiz, cinsel problemli andropozlu erkek yazılarını biz okumak zorunda mıyız? Hadi daha da ileri gitmiyim istersen. Bugünlük bu kadar yeter, cinsel sorunlarını ve sözüm ona fantazilerini başka yerlerde, ÖĞRENCİLERİN HABERLERİNİN YAYINLANDIĞI BİR SİTEDE DEĞİL, bir porno ya da erotik sitede yayınlamanı temenni ediyorum! İstersen sana bir de adres veriyim: www.kuduruk.org Canım bak burda fantazilerini de yazacağın yer var. Ayrıca sevgili Kerem kardeşim, bir de sana doktor adresi veriyorum bak kaydet bunu bir yere: www.drcemkece.com Kendisi cinsel terapi uzmanıymış, google öyle diyor. YÜRÜ GİT ULAN

6 Eylül Cumartesi

haberin geçmişi

  • Kendini Tarzan sanan erkekler

    Seksek kaslarla yapılır, seks ise bedenler kullanılsa da kafada başlayıp kafada biten bir maceradır.

    24.4.2008

  • Orgazm taklidi

    Ahyaaaaaaaaaaaak!!! Bu kadarı da olmaz artık. Herşeyin taklidi yapılabilir ve bu öyle ya da böyle anlayışla karşılanabilir, ama hiç orgazm taklidi yapılır mı ya!

    17.4.2008

  • Huri’den gelen mektup

    Yazarımız Kerem Bengi terk edildi! Bengi’nin aldığı bu “son mektup” kadınların gözünde Bengi’nin nerede olduğunu çok iyi anlatıyor…

    26.3.2008

  • Önce nereye bakmalı?

    Erkekler kadınların neresine bakar biliyoruz ama kadınların nereye baktığını hiç düşünmemiştim…

    19.3.2008

  • Okyanus dudaklar…

    Kerem Bengi, macerasının nasıl başladığını anlatıyor: Herşey Bali’de bir tatil köyünde, Dewi’nin dudaklarında başladı benim için.

    12.3.2008