Başörtüsü tartışmaları: Dört bildirinin tam metni

Başörtüsü tartışmaları hiç fena gitmiyor. Bu çerçevede yayımlanan bildirilerin ise ayrı bir önemi var.

21/02/08 - 16:38

haberin fotoğrafları

1 2

ÜNİVERSİTEDE ÖZGÜRLÜKLER”

KAMUOYUNA DUYURU
1 Şubat 2008


“Öğretim üyeleri olarak bizler kılık-kıyafet konusunda yıllardır uygulanan politikaları ve son günlerde yapılan tartışmaları yakından ve kaygıyla takip ediyoruz. Üniversitelerin düşünce, ifade, din ve inanç özgürlükleri ile eğitim ve öğretim gibi en temel insan hakları karşısında yasakçı değil özgürlükçü bir tavır alması gereken kurumlar olduğunu düşünüyoruz. Üniversitelerimizin çağdaş, uygar toplumlara yaraşır biçimde, özgürlüklerle ve bilim üretimiyle anılmasını istiyoruz. İstisnasız her demokratik ülkede olduğu gibi üniversitelerimizde de kılık-kıyafet serbestliğinin; hiçbir din, inanç, düşünce, ırk, grup ve cinsiyet ayrımı yapılmaksızın bütün öğrencilere tanınması gereğine inanıyor; aksi yöndeki tüm düzenleme ve uygulamalara bir an önce son verilmesini talep ediyoruz.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”

Şaban Çalış
İhsan Dağı

 

Gericiliğe izin vermeyelim!
4 Şubat 2008

Gerici ve liberallerin “türbana özgürlük” ittifakı Türkiye üniversitelerinin yüz karasıdır!

Türbanın neyi örttüğünü görmemekte ısrar eden, türbanı özgürlükler zemininde ele almakta direnenlere aydınlanmacı, kamucu ve yurtsever akademisyenler olarak sesleniyoruz: Türban bugünün Türkiyesi’nde “bireysel özgürlük” konusu değildir. Türban AKP’nin gericiliğini-piyasacılığını örtüyor, türban ABD emperyalizmini, ABD’nin AKP eliyle Türkiye’yi İslam cumhuriyetine dönüştürme sürecini örtüyor.

Üniversitede türbana izin vermeyeceğiz; biliyoruz ki türban aklın ve kadının esaretidir, gericiliğin hakim kılındığı yerde bilim yapılamaz.

Ülkemizi ve üniversitemizi gericiliğe teslim etmeyeceğimizi ilan ediyoruz.


Hem özgürlük hem laiklik
8 Şubat 2008


Dayatmaları reddediyoruz: Özgürlüklerimizden de laiklikten de taviz vermeyeceğiz!
Üniversitelerde öğrencilerin kılık kıyafetlerinden dolayı ayrımcılığa ve baskıya maruz kalmadan eğitimlerini sürdürme hakkını savunuyoruz. Bununla beraber, bu sorunun tek başına ve hukuku zorlayan yöntemlerle gündeme getirilmesinin, ülkemizde giderek yükselmekte olan muhafazakarlaşma eğilimini ve kutuplaşmayı pekiştirmesinden kaygı duyuyoruz.
Kılık kıyafet özgürlüğünü sağlayacak düzenleme, toplumun farklı kesimlerinin özgürlük taleplerini kapsayan bir genel demokratikleşme programı içinde ele alınmalıdır. Bu programın, öncelikle şu unsurları içermesi gerektiğini düşünüyoruz: “Ötekilerin” fiilen baskı ve ayrımcılığa maruz bırakılmalarına karşı açık yasal yaptırımlar getirilmesi, 301. maddenin derhal kaldırılması, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılması, akademik özgürlüklerin güvence altına alınması, Kürt, Alevi ve gayrimüslim yurttaşların eşit hak istemlerinin karşılanması, emekçilerin sendikal ve sosyal haklarının genişletilmesi ve toplumun ezilen-yoksul kesimlerinin her düzeyde yoksun bırakıldıkları eşit ve nitelikli eğitim hakkını kullanmalarının sağlanması… Toplumsal mutabakatın, ancak bu temelde gerçekleşebileceğine inanıyoruz.
Demokrasi samimiyet ve cesaret ister!
Söz konusu özgürlükse hiçbir şey teferruat değildir

 

Biz henüz özgür olmadık…
13 Şubat 2008

Üniversite kapısı sert bir şekilde yüzümüze kapatıldığı günden bu yana yaşadığımız acılar bize
bir şey öğretti: Gerçek sorunumuz insanların hayatlarına, görünüşlerine, sözlerine,
düşüncelerine müdahale edebilme hakkını kendinde gören yasakçı zihniyettir.

Başını örttüğü için ayrımcılığa uğrayan kadınlar olarak tüm samimiyetimizle açıklıyoruz ki;
üniversitelere başımızı örterek girmekle mutlu olmayacağız. Ta ki:

Kürtlerin ve ötekileştirilenlerin kendilerini bu ülkenin asli unsuru hissetmesi için gereken
hukuki ve psikolojik ortam oluşturulmadan,

Acımasızca işlenen cinayetlerin gerçek sorumlularına ulaşılmadan,

301 davalarını bitirecek düzenleme yapılmadan,

Azınlık vakıflarının üzerinde pişkince oturanların rahatı bozulmadan,

Alevilerin ibadetini kültürel aktivite, ibadet evlerini de kültür merkezi olarak görmekte ısrar
etmekten vazgeçilmeden,

Üniversitelerden sudan sebeplerle atılan arkadaşlarımız geri dönmeden,

Yasakçı zihniyet bize ne zaman, nerelerde ve nasıl örtüneceğimizi dayatmaktan vazgeçmeden,

Üniversitelerin bilimsel özgürlüğünün önündeki en büyük engel YÖK kaldırılmadan…


Kısacası;

12 Eylül darbe anayasasını esamesi okunmayacak şekilde ortadan kaldırıp yeni, sivil
bir anayasaya yapılmadan mutlu olamayacağız.

Birimizin diğerimiz için tehlike olduğu korkusunu yayıp bizi birbirimize düşürerek bu adaletsiz
düzenini devam ettiren yasakçı zihniyet tamamen ortadan kalkmadan hiçbir özgürlük tam özgürlük değildir.

Özgürlüklerin kısıtlanmasının ne demek olduğunu bilen insanlar olarak, bundan sonra da her
türlü ayrımcılığın, hak ihlalinin, baskının, dayatmanın karşısında olacağız.

Unutulmamalı ki;

“Gökler ve yer adaletle ayakta durur.” (Hz. Muhammed)

 

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan MEDYAKRONİK sorumlu tutulamaz.

Yorumlar Yorum Sayısı 4

Yorum Ekle

KENANGURLER33 (Yazar'ın tüm yorumları) 13.6.2008 - 02:45

Maalesef ki başörtüsü dini inanışın ötesinde siyasi emeller altında kullanılmaya baslanmıstır. Ta ki bu MSP,Refah;Fazilet ve eşgüdümlüsü AKP tarafından devamlı ateşlenerek gerçek gündem saf dışı bırakılarak halkın gözünü bu safsatalar ile boyamak vasıtası ile saf dışı bırakılmıştır. Asıl türban ya da başörtüsü dayatmaları, istekleri antidemokratik bir tutum olup yasakçı zihniyetin uygulamasıdır. Vay efendim kapanmayan kadınlar cennete degil cehenneme gidermış ya Allah aşkına sizler tövbe Allah mısınız da nereye gideceğimizi biliyorsunuz. Onu anca Allah bilir. Kimin Müslüman, kimin dinsiz olduğunu kalplere yakın olan ve bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah-u teala bilir. İnsanların bilmesi gerekseydi o zaman insanlara gaybı gorme yetisi verilirdi ki Hz Muhammed. S.A.S efendimize verilirdi ki ona bile verilmemiş. Siyasi simge olarak kullanılmıştır ve siyaset yalan söyleyebilme ve kandırabilme sanatıdır ki İslamiyet'in böyle şeylere alet edilmesi daha büyük günahtır.

saydam (Yazar'ın tüm yorumları) 20.4.2008 - 02:03

Başörtüsü siyasi simgedir diyenler, baş örtüsünün siyasi simge olmasını istiyorlar aslında! Başörtüsünü siyasi simge olarak takanlar yasaklanan yere girerken rahatlıkla başını açar, okulunu okur, çalışır, istediği zamanlarda da takar. Fakat baş örtüsünü inancı için takanlar başını kolay kolay açmaz açsa bile vicdanen rahatsızlık duyar. İşte baş örtüsüne karşı olanlar aslında siyasi simge olarak takanlardan değil inancı için takanlardan rahatsız oluyor ve bunlara yasak uyguluyorlar!

deneme (Yazar'ın tüm yorumları) 19.3.2008 - 06:35

Birine karşıt olmak isteyen kesimlerin ortak taleplerde birleştiğini gösteriyor bu bildiriler. Farklılıkları değil benzerlikleri dikkat çekici. Her hakaret kendi öz eleştirisini yaptığı müddetçe devamlılık ve sahicilik arz ediyor.

hatred (Yazar'ın tüm yorumları) 4.3.2008 - 02:58

"Gericilik" diye fişleyip atamazsınız. Hukuki ve Anayasal yolların legal kullanımı sadece CHP, görev alanlarını kafasına göre aşıp beyanat verip çıkarlarına göre gündem ve tartışmalara dahil olan kimi gruplar, bir avuç aydın, 4sms karşılığında yorum yazabileceğiniz Tuncay Özkan sitelerinin müdavimlerinde değildir. Milli irade'nin yansıması, milletinden bu denli kopmuş azgın azınlıkların eteklerini elbette tutuşturacaktır bu çok normal. Darbe çığırtkanlığının, faşist söylemlerle safları sık tutmaya çalışan göya "sol" görüşlü parti ve muhalefetlerden geçilmiyor meydan. Yüzyıllardır tasvip etseniz de etmeseniz de bu topraklarda islam sentezi ile hüküm sürdük ve varlığımızı koruyabildik. 20.yy da meyvesini yediğiniz yeter. Bir asırlık kalenin üstüne kaçak kat çıkarak herşeyi değiştirdiğinizi sandınız. Otuz kişi üniversite üniversite gezip pankart açarak kazanamayacaksınız. İşin güzel yanı, dünya gözü ile "beyfendi", "hukukçu", "demokrat", "özgürlükçü" bildiklerimizin, yıllarca yüzeysel savundukları bu değerler çerçevesinde onların çıkarları ile çatışan atılımlar sonucunda öteki yüzlerini görebilmektir. Artık herkes biliyor.

7 Ekim Salı